29 Aralık 2015 Salı

EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE GEL !.. Zekeriya TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ !..
EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE GEL
Sevgili okurlar, 31 Aralık yaklaştı. 31 Aralık akşamı yılbaşı. Adettir, eski yılın bitişi yeni yılın girişi kutlanır.
Sevinir insanlar... 
Oh be eski yıl dertleri, tasaları, acıları ile geri de kaldı. Yeni yılda inşallah her şey güzel olacak, eski yılda yaşadıklarımızı yeni yılda yaşamayız inşallah, diyerek, 31 Aralık gecesi, saat 24.00 olduğu anda, herkes sevinçle birbirlerine sarılacak ve yeni yılın gelişini kutlayacak.
TRT de eskiden tam saat 24.00 olduğunda dansöz çıkar, kıvırttıkça kıvırtırdı. 
TRT hadi erkeksen şimdi de çıkarsana.
Neyin sevinci bu? Sevinç mi kaldı, mutluluk nerede?
2015 yılı şer yılı olacak dedik oldu.
2016 yılı daha da berbat geçecek. Sevinmek değil üzülmek gerek.
Ülkemizin içerisinde bulunduğu durum malum..
Etrafımızda vahşet ve insanlık dışı olaylar yaşanırken, Akdeniz de kana bulanmak istenmektedir.
Her gün askerimiz, polisimiz, masum insanlarımız öldürülmekte.
Ne zaman nerede, nasıl bombanın patlayacağını bilemiyoruz.
Bir de kalkmışız, her şey güllük gülistanlık gibi, yeni yılın gelişini kutlayacağız.
Dün uğradığım bakkaldan bir genç çıktı. Bakkal sahibi arkasından dedi ki:
“ Bu genç yeni evli, çocuğu olmak üzere.. 1200 lira asgari ücretle çalışıyor. 600 lira kira veriyor. Nasıl geçinecek bu insan” diye üzüntüsünü belirtti.
Şimdi kalkacak bu delikanlı yeni yılın gelmesine sevinecek. Yeni yılda geçinebileceği maaşı mı verecek devlet?
Milletvekilleri gece yarısı toplanırlar, aniden karar alırlar, kendi maaşlarına 3 bin lira zam getirirken, bu garip işçiye de 100 lira zam verirler, olur biter.
Emekliler, siz zaten bitmişsiniz. Siz yaşamayın. Size vereceğimiz zam da 100 lira yeter de artar bile, derler. Üstelik utanmadan birde, emekli olup çalışanların maaşlarından sosyal güvenlik primi keserler. Geçmiş borçlarını da toplarlar, faizi eklerler, onu da maaşlarından keserler ve zavallı emekli, emekli maaşının yarısını bile alamaz.
Kalkacak şimdi bu emekli, çocukları, torunları ile yeni yılın gelişini kutlayacak. Yuh olsun, demek gerek.
Ülkenin anayasasından Türk kelimesi kaldırılacakmış. Allah Allah.
Sevgili okurlar, şunu sormamız gerekmez mi?
Anayasa’dan Türk kelimesi kalkar ise, Türk-iye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kimin, Cumhurbaşkanı olacak.
Türk Ordusu, Türk Polisi, Türk Adaleti diyemeyecek miyiz?
Türk-iye Büyük Millet Meclisi kimin meclisi olacak.
Bakın Türk kelimesinin sonuna iye ünlüsü eklenmiş, Türkiye olmuş.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile oynamaya çalışanlar varken, bizim yeni yıla sevinçle girmemiz yakışık alır mı?
“Din ve Mezhep, hiçbir zaman siyaset aleti olarak kullanılamaz”, diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün sözünün tam tersi yapılmadı mı? Din de Mezhep de siyasetin göbeğine sokuldu ve kendi şahsi menfaatleri uğruna kullanılırken, kardeş kardeşe düşman haline getirilirken, yeni yılın gelişi mi kutlanır.
İnsanlar Allah ile aldatma yoluna gidilerek, dünya nimetlerini ve devletin kaynaklarını kendi ve yandaşlarının ceplerinin dolması için kullanan siyasi bir iradenin hüküm sürdüğü, hak ve adaletin eşit uygulanmadığı,  yer altı, yer üstü madenlerimizin, topraklarımızın, birçok kurum ve kuruluşların yabancılara satıldığı, halkın köleleşerek, yoksullaştığı bir ortamda, yeni yıl mı kutlanır?
Ortadoğu’yu şekillendirmek ve bir devleti üç beş devlet haline getirmek için emperyalist güçlerin IŞİD bahanesi ile yerleştiği Suriye, Irak  ve Türkiye’de insanlar ölürken, öldürülürken, kızlar, kadınlar pazarlarda satılırken, sen benden değilsin diye kafalar kesilirken, açlık, sefalet içerisinde insanlar göç ederken, hangi yeni yılı kutlayacağız.
En büyük mirasım, Türkiye Cumhuriyetidir, sonsuza kadar yaşayacaktır, demişti Atatürk.
Sizce yaşama ihtimali var mı?
Türklüğü yok etmeye çalışan dış düşmanlara destek olan iç düşmanlar gereken çalışmaları yaparken, uyuyan ve bir torba kömüre, makarnaya, una, ekmeğe ve ufak harçlıklara tamah ederek yaşayan, hiçbir şeye aldırmayan, kulakları sağır, gözleri kör vurdumduymaz halk topluluğu haline gelen bir millet yeni yılı neden kutlasın. Kutlamaya da hakkı yok zaten.
EY TÜRK TİTRE, UYAN VE KENDİNE GEL.
Bu işin şakası yok.
Çanakkale’de, İstiklal savaşında destanlar yazdın. Türkiye Cumhuriyetini kurdun. Ülkende yaşayan herkesi eşit kıldın. Türk Pasaportu ve kimlik verdin. Gerektiğinde devletin her kademesinde görevler verdin.
Etnik kimlik ayırımı yapmadın, din ve mezhep ayrılığı gözetmedin. Ülken, vatanın, bayrağın, dinin için savaştın, çalıştın. Şimdi ise, ülken üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. Uyan ve 2016 yılında büyük tehlikeler yaşayacak ülkeni kurtar. Bölünme, parçalanma, kardeşine düşman olma.
Ufak menfaatler uğruna kendi benliğini, kişiliğini, ülkeni satma, sattırma, bölme, böldürme.
Uyan ve gerçekleri gör artık.
2015 yılı bitiyor, 2016 yılı geliyor. Gelen gideni aratır derler. 2016 yılında 2015 arar olabilirsin. Tehlike büyük, uyanmanın ve sağlıklı düşünmenin, kararlar almanın zamanı gelmedi mi, gelsin artık.
GENEDE BİZ İNADINA 2016 YILININ, ÜLKEMİZE VE DÜNYAYA BARIŞ, HUZUR GETİRMESİNİ VE ÜLKEM İNSANININ DA TÜRK KİMLİĞİ ALTINDA, ÖZGÜRCE,  İNSANCA, HAKCA, ADALETLİ YAŞAM SAĞLAMASINI DİLEYELİM.
Zekeriya Tümer 
(29.12.2015)

21 Aralık 2015 Pazartesi

Milletvekillerimiz, Milletvekili olduklarında Anayasamıza göre yemin ederler.

TÜMER DİYOR Kİ:
SEVGİLİ OKURLAR,
Milletvekillerimiz, Milletvekili olduklarında Anayasamıza göre yemin ederler.
Anayasa'ya göre;
Millet Vekilleri'nin andı şöyle:
"Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyet'e ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa'ya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim."
Bu yemine göre, bütün milletvekillerinin ve Hükümetin Devletin varlığının devam ettirilmesi için, çaba göstermeleri ve devletin bağımsızlığını korumaları; Yani, dış güçlere karşı devleti korumaları ve ekonomik, siyasi hiçbir devletin boyunduruğu altına girmemek için gereken mücadeleyi yapmaları gerekmektedir.
Ne vatanın ve ne de milletin bölünmemesi için de gereken çabayı göstermek zorundadırlar..
Milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacaklarını da taahhüt etmişlerdir.
Demokratik ve laik Cumhuriyet rejimine ve de Atatürk ilke ve inkılâplarına da bağlı kalacaklarına dair söz vermişlerdir.
Bununla da kalmayıp, toplumun huzuru, refahı, milli dayanışma ve de adalet anlayışı içerisinde, herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması için Anayasa’ya sadık kalarak, Anayasa’dan ayrılmayacaklarına da söz vermişlerdir.
Bu sözleri de Büyük Türk milleti önünde, namusları ve şerefleri üzerine ant içerek yapmışlardır.
Gayet güzel bir yemin…
Anayasamızda da buna benzer hükümler yer almaktadır.
Ancak, bugün bakıyoruz, devletin varlığı ve bağımsızlığı, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliği, hukukun üstünlüğü tehlikeye girmiştir.
Demokratik, laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına da saldırılmakta ve de küfürler edilmektedir.
Toplumun huzur ve refahı kalmamıştır.  Milli dayanışma ortadan kalkmış, yandaş dayanışma öne çıkmıştır.
Adalette eşitlik ortadan kalkmış, insan haklarından ve temel hürriyetlerden bahsedilemez duruma gelinmiştir…
Anayasa’ya sadakat kalmamış, büyük Türk milleti ortadan kaybolma noktasına gelmiştir.
Demek ki, bir yerlerde yanlışlık yapılmış ve yapılmaktadır.
Böyle olunca, duyarlı halkımızdan bazı kesimler, facebook’ta, googleda, twittırda yukarıdaki yemine sadık kalarak gruplar kurmuşlar, Atatürk’e,  Demokratik ve Laik Cumhuriyete sahip çıkmak, vatanın bölünmez bütünlüğü, bayrağımıza ve dilimize, dinimize bağlı kalarak fikirlerini, düşüncelerini paylaşma yolunu seçmişlerdir.
Ben bu durumu, İstiklal Savaşındaki Kuvay-ı Milliye ruhuna benzetiyorum.
Gruplardan bazıları şunlar: Atatürkçüyüz, Kemalist Olmaktan Guru Duyanlar, Atatürk’ün izindeyiz Cumhuriyet Halk Partisi grubu, Atatürkçü sol yürek, Cumhuriyetçiler birleşelim,(50 bine yakın üyesi var.) Öz Atatürkçü ve vatan sevenler, (28 bin üyesi var.),
Atatürk Türkiye’si, Atatürkçü Türkiye, (50 bine yakın üyesi var.), Sözde değil, özde Atatürkçüler. Korkmuyorsan Gel. (20 bin korkmayan üyesi var.), Atatürkçüler mekânı, Çağdaş Türkiye Platformu, (15 bin üyesi var), Atatürkçü Düşünce Derneğinin çeşitli facebook grupları.
Bu kabil daha benim bilmediğim çok grupların olduğuna eminim.
Sevgili grup üyeleri, aynı fikir ve düşünceyi paylaşıyorsunuz. Aynı şeylere üzülüyor ve kızıyorsunuz. Karşınızda kızdığınız ve yönetimden gitmesini istediğiniz kişiler ve siyasi partiler aynı.
Buna rağmen, bazen şahit oluyorum, kendi içinizde bir grup, başka bir grubu beğenmiyor. Böyle bir çalışma başarılı olamaz. Birleşmek ve bütünleşmek gerek.
Halkın eğitilmesi için daha büyük çabalar ve mücadeleler yapmak zorundasınız.
Okumayan, düşünmeyen, araştırmayan toplumlar gerçekleri bilemez.
2015 yılı şer yılı olarak bitiyor. 2016 yılı Türkiye halkı için daha da sıkıntılı geçecek.
Yunanistan ufak ufak adalarımızı işgal ederken, sesimiz çıkmadı. Şimdi sınırlarımızda değişiklik yapılmaya çalışılıyor, komşularımız ile küskünlükler arttıkça artıyor, ekonomik sıkıntı ister istemez büyüyecektir.
Yukarıda belirttiğimiz yemine sadık kalanlar kaç kişi, bunu da bilemiyoruz. Umudumuz azaldıkça azalıyor. Bölünmenin, parçalanmanın zamanı değil. Birleşmenin zamanı.
Bu nedenle, Milletvekillerinin ettiği yemine, halk olarak, Türk Milleti olarak bizler sadık kalalım ve ülkemize sahip çıkalım.
Ulusal Haber internet gazetesi sizlerin gözü, kulağı ve sesi olmaya hiçbir karşılık gözetmeden devam edecektir.
Bizlerin sponsoru yoktur. Hiçbir kurum ve kuruluşla ortaklığımız yoktur. Kendi gücümüzle, kendi imkânlarımızla özverili dostlarımızla, yazarlarımızla sizlere hizmet aşkıyla 2016 yılında da yayınlarımıza devam edeceğiz inşallah.
Aynı fikir ve düşünce de olan grupların bir araya gelmesi için öncülük yapmaya hazırız.
Bu nedenle, bizlere meyl adreslerinizi lütfen bildirin.
2016 yılının ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını, yurtta barış, dünya da barış içerisinde yaşamamızı temenni ederiz.
***
21.12.2015
Zekeriya Tümer

12 Aralık 2015 Cumartesi

AKDENİZ KANA BULANMAK MI İSTENİYOR?, TÜMER DİYOR Kİ !.., ZEKERİYA TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ !..
AKDENİZ KANA BULANMAK MI İSTENİYOR?
Suriye’deki iç karışıklıklar bahane edilerek, Rusya ve ABD ile Nato ülkeleri savaş gemilerini Akdenize indirdiler.
Bilindiği üzere Suriye’de 2011 yılında başlayan iç karışıklıklar, bugünde devam etmektedir.
İç savaşın başlamasının ardından IŞİD denen terör örgütü, sözde Müslümanlığı kurtarmak amacı ile Suriye Topraklarına yerleştirildi ve IŞİD kelleleri almaya başladı.
Bu terör örgütü birileri tarafından hem silah ve hem de para ile beslendi, desteklendi.
Irak içerilerine de giren IŞİD birçok bölgeyi ve Petrol kaynağını hâkimiyeti altına aldı.
Böylece Parasal ve silah gücü artarken, dünyanın birçok ülkesinden de taraftar kazanmaya başladı.
Besle, büyüt, başına bela olunca da yok etmeye çalış.
Başından beri Rusya Suriye lideri Esad’a destek vermekte. Şimdi ise IŞİD bahanesi ile askeri gücünü de Suriye’ye yerleştirmekte. Denizde savaş gemileri, havada uçakları, karada askeri üsleri.
Bu durum karşısında ABD ve NATO ülkeleri de Akdeniz’e askeri güçlerini göndermek zorunda kaldılar.
ABD’de başta olmak üzere Fransa, İtalya, İngiltere, Kanada, İspanya, Belçika, Portekiz, Yunanistan ve Hollanda’nın savaş gemileri, denizaltıları olmak üzere Akdeniz’de. Türkiye donanması da 14 muharip ve 14 lojistik destek gemisi ile çevre limanlarına yerleşmiş durumda.
Toplam 12 ülkenin 36 savaş gemileri ile Akdeniz’de Rusya’ya karşı boy göstermekteler.
Bu kadar büyük askeri güç ile Akdeniz’e inen Rusya, ABD ve NATO ülkeleri, amacınız IŞİD mi, yoksa Suriye’yi paylaşmak mı?
Bu arada Türkiye’de de Kürt Devletini kurmak mı?
Ya da Suriye Rusya’ya yem olacak korkusu ile, Suriye’yi Rusya’ya yem etmemek mi?
Yıllardır IŞİD’i beslediniz ve dünyanın başına bela ettiniz. Birbirinizle uğraşacağınıza, dünyanın başına bela olan IŞİD’i hep birlikte bitirin.
ESAD kendi ülkesinde çıkan karışıklığı gidermek için gereken mücadelesini yapıyor. Saddam Hüseyin ve Kaddafi gibi kellesinin gitmemesi için direniyor. Eh Rusya, İran ve Çin’de arkasında olunca, paçayı kurtaracak gibi.
Amerika Suriye’de Esadsız bir yönetim istiyormuş, sana ne. Başkaları da Amerika’da Obamasız bir rejim isterlerse ne diyeceksin?
Rusya’da buna karşılık Esad’lı rejim istiyor.
Şimdi sizler bunu sebep bilip birbirinizle savaşarak Akdeniz’i kana mı bulayacaksınız?
ABD Irak’a girdi, netice ne oldu?
Irak’a barış, huzur ve demokrasi getirecekti. Getirdi mi?
Suriye’ye şimdi barış mı gelecek? 
Huzur mu gelecek? 
Demokrasi mi gelecek?
Amerika, mutlaka bir bahane bulur ve gelir ülkene yerleşir.
Rusya’nın 2.ci dünya savaşından sonraki düşüncesi, Boğazlar’da denetim sahibi olmaktı.
Amerika Rusya’nın bu niyetini benimsememiş ve Türkiye’ye Marşhall yardımı ile destek olmuş ve de bu sayede ülkemiz ile dostluk ilişkileri artmaya başlamıştır.
O günden bu yana da istediği gibi Türkiye’yi şekillendirmektedir.
Dost gözüken ülke, Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirir miydi?
24 Kasımda düşürülen Rus uçağı ortalığın karışmasına sebep oldu.
Ruslar’da IŞİD’i bahane ederek Bayırbucak bölgesindeki Türkmenleri bombalaması hainlik değil mi?
Rusya şu an düşürülen uçak nedeniyle Türkiye’ye yaptırımlar uyguluyor ve düşürülen uçakla ilgili olarak da Türkiye’nin düşürdüğü uçağın bedelini ağır ödeyeceğini söylüyor.
Putin hazretleri, bedeller karşılıklı ağır ödenir.
Bunu unutma.
En önemli gerçek ise Suriye’de yaşanan soğuk veya sıcak savaşın en ağır bedelini Türkiye ödeyecektir. İleride ki günlerde bunu yaşayacağız ve göreceğiz.
Bu nedenle Türkiyeyi zor günler beklemekte.
İktidarını güçlendirmek ve koltuğunu kaybetmemek için türlü bahaneler yaratmak, hele ki savaş oyunu oynamak son derece tehlikelidir. 
Savaşta, kan vardır, acı, ızdırap ve gözyaşı vardır. Bunu kimsenin aklından çıkarmaması gerektir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda sulh” sözü ne kadar doğru ve isabetli sözdür.
Herkesin aklını başına toplaması ve savaştan yana değil, barıştan yana olmaları gerek.
***
12.12.2015
Zekeriya Tümer
Ulusalhaber1881@gmail.com

8 Aralık 2015 Salı

ALSAN NE OLUR, ALMASAN NE OLUR?.... ZEKERİYA TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ:
ALSAN NE OLUR, ALMASAN NE OLUR !...
 Erdoğan'dan Putin'e: "Alsan n'olur almasan n'olur?.."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'domates ambargosu uygulayan Putin'e sert çıktı: Bunların hepsi duygusal şeyler. Türkiye sizin 1 milyar dolarlık ithalatınız olmazsa, yıkılacak ülke değildir. Başka kapılar açıldı bile...
Olay bu kadar basit.
Elbette her devlet kendisine göre bir çare bulacaktır.
Ülke insanını rahat ettirmek için kendi kaynaklarını değil, başkasının kaynaklarını kullandırmaya çalışırsan, bir gün komşun ile aran açıldığında ülke insanına sıkıntı yaşatırsın.
Dışa bağımlılık hiçbir zaman fayda getirmemiştir.
Putin ile Erdoğan’ın söz düelloları gittikçe artmakta.
Bu ise hiç hoş değil.
Bu gidişat son bulmaz ve gerilim gittikçe artar ise, zarar görenler çok olur.
Rusya bize batı devletlerine nazaran daha dosttur.
Zaman zaman Rus zulmü Türk devletlerine yapılmıştır. Ahıska Türkleri başta olmak üzere, Kırım ve Kafkasya’da yaşayan Türkler öldürülmüş, sürülmüş ve kökleri kazınmak istenmiştir.
Ancak, İstiklal harbinde ve sonrasında inkâr edilemeyecek düzeyde Ruslardan maddi ve silah desteği görülmüştür.
Bolşevik ihtilalinden sonra Komünist rejimle idare edilmeye çalışan Rusya Türkiye halkına bir öcü gibi gösterilmiş ve korkutulmaya çalışılmıştır.
Bugün Rus halkı ile Türki Cumhuriyetler dâhil, Türkiye sınırları içerisinde çok Rus halkı vardır.  Antalya bölgesinde 30-40 bin civarında yerleşmiş Rus vatandaşının olduğu söyleniyor.
Birçok Rus kadını da Türk erkekleri ile evlenmiş ve çocuk sahibi oluşlardır.
Bütün bunların her iki lider tarafından göz ardı edilmemesi gerekir.
21.yüzyıl kavga yüzyılı olmamalıdır. Teknolojinin geliştiği ve artık göğüs göğse savaşmanın tarihe karıştığı bir dönemdeyiz.
Kilometrelerce uzaktan basılan düğmelerden çıkan bombalar, kilometrelerce uzaktaki hedefleri yerle bir etmektedir.
Rusya Krizi Antalya Domates üreticilerini zora soktu
Putin’in de işi körüklemekten vazgeçmesi gerek.
Hatalar elbette yapılır, bunların bedelleri ödettirilmeye kalkılırsa, hiçbir zaman tek taraf zarar görmez.
Farz edelim ki, Rusya ile Türkiye savaşmaya başladı. Rusya’nın boyunduruğundan kurtulmuş olan Türki Cumhuriyetlerinde yeniden milli şuurun canlanarak Ruslara kafa tutmayacağını kim garanti edebilir. O zaman Rusya’nın halini düşünün. Ne yapacağını şaşırır.
Türkiye de elbette perişanları yaşar.
Ekonomik olarak çöküntüye uğrarken, içteki terör daha da şiddetlenir. Irak ve Suriye bölgelerinde savaşmak zorunda kalır.
Savaşta, kan vardır, gözyaşı vardır, acı vardır. Derin yaralar açılır ve bu yaraların kapanması kolay olmaz.
Sevgili okurlar, gerçekler ortada da kimse görmek istemiyor.
Tek amaç var, ortadoğuyu şekillendirmek. Amerika ve İngiliz oyunları Türkiye ‘yi de bölme çabasını gütmektedirler.
Nato nerede savaşacak?
Rusya ile Türkiye kapışırsa, savaş Türkiye topraklarında, Irak ve Suriye topraklarında olacaktır.
Bu ülkeler mahvolacak. İnsanları öldüğü gibi, birçok eserleri, fabrikaları, binaları, yakılıp yıkılacaktır.
Irak’ta, Suriye’de yaşananlar gözler önünde.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Putin, siz nelerin peşindesiniz? Bırakın kinleşmeyi, bırakın düşman olmayı, eskisi gibi dost olun. Düşman olmak yarar sağlamaz.
Varsa bir hata, masaya yatırılır ve konuşularak her şey çözüme kavuşur. Emperyalist güçlerin tuzağına düşmeyin.
Rus halkı Türk’lerle iç içe yaşıyor, bağlantılar kuvvetlendi. Bunlara zarar vermemek gerek.
Sevgili okurlar, Türkiye ve Rusya birileri tarafından kışkırtılıyorlar ve Türkiye’ye zarar vermeye çalışılıyor. Bunları artık milletin görmesi gerek.
Ne, Nato’ya bağlı devletler ve ne de Amerika Türkiye’ye fazla destek vermez. Nato’nun göstermelik Boğaza gönderdiği üç gemi ne yapacak, Rusya bunlardan mı korkacak.
Bunlar hep hikâye.
Bütün amaç, Türkiye’yi de batağa çekip, parçalamak ve Sevr’i geri getirmek.
Uyan be milletim uyan.
Uyan be muhalefet uyan.
1 Kasım’da yediğiniz şamarın acısı ve sersemliği halen geçmedi mi?
Ülkenin üzerinde oynanan çirkin oyunları görmüyor musunuz?
Son sözümüz;
Allah Türk Milletinin yardımcısı olsun.
***
Ulusalhaber1881@gmail.com

3 Aralık 2015 Perşembe

UCUZ KAHRAMANLIKLAR YAPILMAMALI!.. ZEKERİYA TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ:
UCUZ KAHRAMANLIKLAR YAPILMAMALI
Sevgili okurlar, son günlerde ucuz kahramanlıklar yapılmakta.
Biliyorsunuz biz Rusya’nın savaş uçağını hava sahamızı ihlal ettiğinden düşürdük.
Bu olayın ardından, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan arasında söz düelloları başladı.
Rusya’ya yaş sebze ve meyve ihracatımız var. Onlardan da doğalgaz alıyoruz.
Ekonomik tedbirler alınarak her iki ülke de birbirlerini zora sokma çabasında.
İyi de bunun kime faydası olacak?..
Ortadoğu’da olanlar oluyor, kan gövdeyi götürüyor.
Amerika’nın Irak’ta, Libya’da uyguladığı iktidarı devirme projesi Suriye’de tutmadı.
Nedeni ise, Rusya’nın, İran’ın ve Çin’in Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı desteklemeleri idi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Rusya’nın ne işi var Suriye’de” diyormuş. O zaman şunu da sormak gerek, Amerika’nın ne işi var oralarda, Fransa’nın, İngiltere’nin, Almanya’nın ne işi var Suriye’de?
Suriye’de bir iç savaş baş gösterdi. Peki, bunun müsebbibi kim?
IŞİD denen belayı Suriye’ye yerleştiren ve besleyen devletler, şimdi utanmadan Suriye’de IŞİD’i yok etme bahanesi ile bizim soydaşlarımız Türkmenleri’de yok etme çabasındalar.
IŞİD’e silah ve para yardımı yapılmasaydı, Allah’ın belası bu terör örgütü bu kadar
büyürmüydü?
Her şey göstermelik ve amaç belli.
Rusya, Amerika, Fransa, İngiltere, Almanya dâhil, İran ve Çin olmak üzere ve bilhassa İsrail orta doğunun verimli petrollerinden pay alma peşindeler.
Yüzyıllardır amaçları belli.
Ortadoğu’ya yerleşmek ve sınırları yeniden belirlemek.
Bizim bu tuzaklara düşmememiz gerekli.
PKK olayı yıllardır neden bitmiyor? Biteceği de yok. Kürt vatandaşlarımız suiistimal ediliyor ve çoğunlukla da onlar zarar görüyorlar.
Putin’in de Recep Tayyip Erdoğan’ın da çok daha dikkatli hareket ederek, ortalığı karıştıracak söz ve beyanlardan kaçınması gerek.
Allah muhafaza 3. Dünya harbi çıkar valla.
Büyük harpler çok basit sebepler yüzünden çıkmıştır. Sonrasında da binlerce insan ölmüş, sakat kalmış ve devletlerin ekonomisi çökmüştür.
Savaşların kimseye yararı olmaz.
Türk milleti cesurdur. Hele ki, ülkesine saldırı olursa, aniden vatanı için canını vermeye hazır hale gelir. Bunu Rusya’da bilir; Bütün emperyalist devletler de...
Suriye Devlet Başkanı Esad, Suriye’de 4 yıldır devam eden iç savaşın sona ermesi için, Fransa, İngiltere, ABD, Suudi Arabistan, Katar ve diğerleri, teröristleri desteklemekten vaz geçsinler, demiş. Doğru söylüyor.
Uçaklarla gelip, tepeden bombalar yağdıracağınıza, terörü beslemekten vaz geçin.
Esad “eğer destek durursa ertesi gün durum düzelmeye başlar, birkaç ay içinde Suriye’ye barış gelir” demektedir.
Binlerce Suriyeli evinden barkından oldu, çoluk çocuk perişanları yaşıyorlar. Ülkemize gelenleri görüyoruz. Sokaklar Suriyeli insanlarla doldu. Aç kalmamak için dileniyorlar. Yazık değil mi bu insanlara.
Suriye’den ölmemek için kaçanların denizlerde boğularak öldüklerine şahit oluyoruz. İnsan olanın vicdanı sızlar.
Türkiye’ye sığınmak için gelen Suriyelilerin içerisine teröristler de sızmış olabilir. Bunu Esad’da dile getiriyor. Bu teröristler Türkiye dahil, Avrupa ülkelerine de kolaylıkla Suriyeli vatandaşmış gibi yerleşmiş olabilirler.
Şimdi de bela oluyorlar işte.
Teröri besle, sonra da belanı bul. Beslemeden, büyütmeden tedbirini alman gerekmez miydi ey ABD. Fransa, İngiltere, Almanya vs.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a  Putin “Mert ve cesur” dermiş. R.T.E. bunu söylüyor. 
Eee Putin bey, mert ve cesur dediğin kişi de elbette cesurluğunu yapacaktır. Senin uçağının ne işi var, Türkiye hava sahasının sınırları içerisinde. İşte, mert ve cesur olan kişi de korkmaz ve düşüttürür senin uçağını.
ALMANYA VE FRANSA İNCİRLİK ÜSSÜ’NÜ KULLANMAYA HAZIRLANIYOR.
Fransa ve Almanya, savaş uçaklarının İncirlik Hava Üssü’ni kullanabilmesi için Ankara’ya başvurmuş. Türkiye olarak da biz bu taleplere olumlu bakıyormuşuz.
Oh ne ala, Amerika’dan sonra bir bahane ile Nato devletleri de ülkemizin içerisine savaş uçakları bombaları ve askerleri ile yerleşiyor.
Bakalım sonuç ne olacak?
2015 yılı bitmek üzere. Huzuru bu yıl içerisinde bulamadık. 2015 yılı şer yılı olacak diye daha önce yazmıştık. Maalesef oldu.
2016 yılı çok daha büyük sıkıntılara gebe.
Bu çalkantılar kolay kolay durulmaz.
Açılan yaraları kapatmak için uğraşılmıyor. Yaralar büyüsün ki, tedavi etmek için ilaç üretelim ve satalım, para kazanalım isteniyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün manasını biz dâhil olmak üzere bütün dünya devletleri anlayabilseler di, herhalde dünya barış ve huzur içerisinde yaşar dı!
Maalesef komşularımız ile dost olacağımıza düşman olmaya devam ediyoruz.
Allah sonumuzu hayır etsin.
***
Zekeriya Tümer
Ulusalhaber1881@gmail.com

23 Kasım 2015 Pazartesi

YOK, ASLINDA BİRBİRİMİZDEN FARKIMIZ

TÜMER DİYOR Kİ:
YOK, ASLINDA
BİRBİRİMİZDEN FARKIMIZ
Sevgili okurlar, geçmişte bir Osmanlı Bankası reklamı vardı. Bazılarınız hatırlarlar.
Ne derlerdi?
Yok, aslında birbirimizden farkımız, ama biz Osmanlı Bankasıyız.
Yok, aslında birbirimizden farkımız ama biz (AKP), (C.H.P). (M.H. P). (H.D.P) partisiyiz.
7 Haziran seçimlerinde halk gerekeni yapmış ve kurun Koalisyon Hükümetini, adam gibi bu ülkeyi yönetin, demişti.
7 Haziran seçimlerinden önce, nasıl meydanlarda C.H.P., M.H.P., H.D.P.,liderleri bas bas bağırıyorlar ve “Tayyip seni başkan yaptırmayacağız, 17-25 Aralık hesabını soracağız, v.s., saldırdıkça saldırıyorlardı A.K.P. ye.
Ne oldu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bunlara bir çelme taktı ve hepsi yerlerde süründüler.
1 Kasım seçimlerinde A.K.P.ti kazanmadı, bu üç parti A.K.P. nin kazanmasını sağladılar.
Hayırcı Bahçeli gene de memnun ki yerinden koltuğu bir türlü bırakmıyor.
26. Dönem Meclis Başkanlığı seçimlerinin üçüncü turunda AK Parti İstanbul Milletvekili İsmail Kahraman, 316 oyla Meclis Başkanı seçildi.
Ey Bahçeli, sayende A.K.P.nin artık senin çakma oylarına ihtiyacı kalmadı. Bundan sonra istediği kanunu da çıkarır, H.D.P.nin desteği ile Anayasayı da değiştirir. Recep Tayyip Erdoğan’ı da Başkan yapar. Sizler artık T.B.M.M. ne misafir gibi gelip gidersiniz.
1 Kasım seçimlerinden sonra muhalif kanadın kazan kaldırdığı CHP, 2016’nın ilk ayında kurultay yapacakmış. CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin’in söylediğine göre olağan kurultay 16-17 Ocak tarihlerinde Ankara Arena’da yapılacakmış.
CHP mutlaka içerisinde iyi bir temizlik yapıp, halkın güven duyacağı kişiyi lider yapmalı.
Maalesef, Kemal Kılıçdaroğlu dürüst, temiz ve devleti iyi tanıyan birisi olmasına rağmen, CHP li olmayan, ancak CHP ye oy vermek isteyen çok kişi tarafından güven duyulmadığından onların oyunu alamıyor. Bu oylar yabana atılacak kadar az değil. 10-15 milyonu bulan oylar.
Şunu unutmamak gerek. Türkiye’de her zaman iktidarları bu yüzen, gezen oylar belirler. Bu kişiler, körü körüne bir partiye bağlı değillerdir. Seçimlerde güvenebildikleri lidere ve onun partisine, bazen de kızdıkları zaman, karşı partilerden birine oy verirler.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bunu iyi bildiğinden, 1 Kasım seçimlerini yaptırdı ve neticeyi AKP ti lehine çevirdi.
Şimdi Başbakan Ahmet Davutoğlu ne diyor, “ Biz en zor şartlarda, ‘7 Haziran’dan sonra bir söz verdik, Türkiye’yi hükümetsiz bırakmayız’ . Bu doğal süreçtir.  AK Parti Milletvekilleri ile dimdik ayaktayız, hiç kimse merak etmesin, Türkiye’yi hükümetsiz bırakmayız.”
Çoşuyor Davutoğlu. Sevinçli elbette. Karşısında bu denli gaflet içerisinde bir muhalefet partileri varken, gümbür gümbür Hükümet olur ve ülkeyi de pata küte idare eder valla.
AK Partiye sahip çıkan öyle bir ağabeyi var ki, zor durumlarda hemen devreye giriyor ve işi bitiriyor. Bir de gizli ortağı Bahçeli var, eh o da zor anlarında AKP nin yanında oluveriyor. Davutoğlu sevinmesin de kim sevinsin.
7 Haziran’da kaybettiği milletvekillerini 1 Kasımda 317 olarak tamamladı. Çoğunluk eline geçti. AKP nin korkusu kalmadı, muhalefet düşünsün.
“AK Parti’nin olduğu yerde kriz olmaz,” diyor Davutoğlu.  Demek ki Türkiye 13 yıldır güllük gülistanlık.  Ne terör var, ne ekonomik kriz. Ne de komşularımız ile sürtüşme. Suriyeliler bize misafir geldiler.
Türk Milleti misafirperver ya. 
Bundan sonra da artık kriz olmaz, rahat ve huzur içerisinde yaşarız herhalde!
Ah bir de Türkmen Dağındaki Türkmenler olmasa. Şimdi onları kurtarmanın zaman geldi.
Irak’ta ve Suriye’de çok Türkmen kardeşlerimiz öldürüldü ve öldürülmek isteniyor.
Ellerinden gelse, Rusya , Çin, Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve Araplar da dahil Türk milletini dünyadan silecekler.
Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığını bir anlayabilsek.
Türkmen Dağı’ndaki Türkmenler, karadan Esad, havadan ise Rus bombardımanına karşı kahramanca direniyorlar.
Türkmenlerin Tümen Komutan Yardımcısı Alparslan Çelik,  Türkmen dağının Akdeniz’in Çanakkale’si olduğunu, Bayırbucak’ın ilelebet Türkmen yurdu olarak kalacağını, kanlarının son damlasına kadar savaşacaklarını, Önce Allah’a sonra da Türk devleti ve milletine güvendiklerini, ifade etmiştir.
“Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.” (M.K.Atatürk)
Dayan Türkmen kardeşim, dayan. Yıldırım ol, kasırga ol, dünyayı aydınlatan güneş ol, Türk ulusu yanında, korkma, saldır düşmana ve kurtar yurdunu.
Bizler de Türkmen kardeşlerimizin yanlarında olmalıyız. Başbakan Davutoğlu’da “Sorumlular MİT Tırlarına operasyonlar yapanlardır” diye başkalarını suçlama yerine, yeniden çok acele gereken yardımı yapma imkânlarını oluşturmalıdır.
EY VAHŞİ TÜRK DÜŞMANLARI, SİZİN TOPUNUZ BİR OLSANIZ DA TÜRKLÜĞÜ VE TÜRK MİLLETİNİ YOK EDEMEZSİNİZ. SİZE ATATÜRK’ÜN ŞU SÖZÜ İLE CEVAP VERMEK İSTİYORUM.
“DÜNYA YÜZÜNDE, TÜRKTEN DAHA BÜYÜK, ONDAN DAHA ESKİ, ONDAN DAHA TEMİZ BİR MİLLET YOKTUR VE BÜTÜN İNSANLIK TARİHİNDE GÖRÜLMEMİŞTİR.”
AKLINIZI BAŞINIZA ALIN VE TÜRKÜN ÜZERİNDEN ÇEKİN O PİS VE KANLI ELLERİNİZİ.
BİZ KAVGADAN YANA DEĞİL BARIŞTAN YANAYIZ.
Zekeriya Tümer

9 Kasım 2015 Pazartesi

10 KASIM: "SEVGİLİ ATAM UNUTTURULMAK İSTESELER DE UNUTTURAMAZLAR"

TÜMER DİYOR Kİ:
SEVGİLİ ATAM
UNUTTURULMAK İSTESELER DE UNUTTURAMAZLAR
10 Kasım 2015, Atamızın aramızdan ayrılışının 77 yılı. O bizi terk etmedi de, bize o’nu terk ettirmeye çalışanlar var.
"Ulu önderimizi saygıyla ve sevgiyle anıyoruz"
Son yüzyılın en büyük lideri, büyük deha Türk Milletine nasip oldu.
Bunu anlayamayan ve idrak edemeyen bazı kişilerin mutlaka zamanı gelince gerçekleri göreceklerine eminiz.
Her fani gibi Mustafa Kemal Atatürk’te doğdu, büyüdü, görevini yerine getirdi. Yok olan bir ulusu tekrar toparlayarak, yeni bir Türk devletinin kurulmasını sağladı.
“Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” diyen Mustafa Kemal, ben görevimi yaptım ve Allah’ın bana bahşettiği ömrümü tamamladıktan sonra da bu dünyayı terk edeceğini söylemiştir.
Allah’a inancı olan, bu dünyanın fani olduğunu bilen, bu nedenle de dünya malına tamahkâr etmeyen, ülkesini ve milletini seven, onların mutluluğu, huzuru için çalışan, üstün yeteneklere sahip,  eşsiz bir liderdi.
Ancak, geleceği de çok iyi tahmin edebilen ve Türk halkına yol gösteren Mustafa Kemal Atatürk,  kurmuş olduğu laik, demokrat Türkiye Cumhuriyeti’nin de dünya durdukça yaşamasını istemiştir.
“Beni görmek demek, behemehâl yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.” Diyerek de fikirlerimi ve benim Türk milletine olan sevgimi, bağlılığımı ve aşkımı anlayın, demek istemiştir.

Atatürk, “Bir milletin ahlâk değeri, o milletin yükselmesini sağlar” diyerek, ahlâklı bir toplum olunmasını istemiştir. Ahlâk değerini yitiren toplumlar, eninde sonunda yıkılmaya ve yok olmaya mahkûmdurlar. Bu nedenle de Elmalılı Hamdi Yazır’a KUR’AN-I KERİM’İN  Türkçe meali'nin hazırlanması talimatını vermiş, hazırlanan KUR’AN-I KERİM Mealini de, kendi parası ile bütün muhtarlara dağıtmıştır. Amacı: Halkın dinimizi daha iyi anlayabilmesini sağlamaktır.

Mustafa Kemal Atatürk, özellikle ülkeyi idare eden yöneticilere de şu şekilde seslenmiştir.
“Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.”
Bu sözleri ile Devleti yönetenlere çok önemli mesajını vermiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’e saygısızca, çirkince saldıranlar ve küfür edenler, bu sözlere kulak versinler. Mustafa Kemal Atatürk’ü dünya takdir ederken, art niyetli kişilerin sözlerine kimse kulak vermemeli.
Atatürk, egemenliğin, kayıtsız şartsız ulusun olduğunu söylemiştir. Ulusun egemen olması karşısında, kimsenin karşısında duramayacağına vurgu yapmıştır.
İnsaf ve merhamet dilenmekle de milletin işlerinin görülemeyeceğini, milletin şeref ve bağımsızlığının elde edilemeyeceğini, Türk milletinin ve Türkiyenin çocuklarının bunları akıllarından çıkarmamaları gerektiğini söylemiştir.
En önemli sözlerinden biri de şudur:
“Biz Türkler, tarih boyunca hürriyet ve istiklal timsali olmuş bir milletiz.  Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır. Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz. Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır. Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır. Ben yaşayabilmek için, kesin olarak bağımsız bir ulusun evladı kalmalıyım. Bu yüzden ulusal bağımsızlık bence bir hayat sorunudur.
Ya istiklal, ya ölüm.”
Diyerek, ya bağımsızlığınızı koruyun ya da ölün mesajını vermiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ü fikirleri ve duyguları ile iyi anlamak gerek.  Her konuda en iyi düşüncelerini ve fikirlerini açıklamış ve yol göstermiştir.
Bugün ki halimiz meydanda!
Bizler Mustafa Kemal Atatürk’ü anlayabildik mi, anlatabildik mi?
Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, diyerek, toplumun ilmen gelişilmesini istemiştir.
Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak sizsiniz diyerek, Cumhuriyeti bizlere emanet etmiştir.
“Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz.” Diye ikazını yapmıştır.
Cumhuriyetin 10.cu yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün söylemiş olduğu 10.cu yıl nutku ile alay edenler, şunu idrak edemiyorlar. Osmanlı’nın yıkık kalıntıları altında yoksulluk ve sefalet içersinde ülkesinin yeniden ayağa kalkması için mücadele eden Mustafa Kemal Atatürk’ün uyguladığı ekonomik politikası ile ülkenin her tarafında fabrikaların kurulduğunu, demiryollarının geliştiğini, Osmanlının borçlarının ödendiğini anlamak istemiyorlar.
1923 den 1938 Mustafa Kemal’in vefatına kadar yapılan yatırımların sonucunda,  ağır sanayi üretimi % 152 artarken, toplam sanayi üretimi % 80 artmıştır. Kömürde % 100, Kromda % 600, diğer madenlerde % 200 artış olurken, demir üretimi 0’dan 180.000 tona çıkmış, şeker üretimi 200 misli artmıştır. 1926’da başlayan şeker üretimi 1927-1930 arasında 5162 tondan 95.192 tona çıkmıştır. Tekstil sanayi ülkenin tekstil ihtiyacının % 80’nini karşılar duruma gelmiştir. Tekstil ürünleri ithalatı 1927’de 51.000.000 Türk lirası iken bu rakam 1939’da 11.900.000 Türk lirasına düşmüştür. 1924-1929 arasında pamuk ürünleri üretimi 70 tondan 3773tona,yün 400 tondan 763 tona, ipek 2 tondan 31 tona çıkmıştır.
Peki, bugün hangi ürünleri üretiyoruz, dışarıdan neler ithal ediyoruz. Pamuk, buğday dâhil, saman,  meyve ve sebze, et ithal eder durumda değil miyiz?
Tarımsal üretim nerede? Hayvancılıkta hangi durumdayız? 3 tarafı denizle çevrili ülkemizde bol balık yiyebiliyor muyuz? Hangi fabrikalar yapıldı, işsizlik ortadan kalktı mı? Vs. vs.
Elbette dünyada gelişen teknolojiye ayak uydurmak zorundayız. Asıl önemli olan, sanayi sektörünün, tarım, hayvancılık ve üretimin artması, işsizliğin azalması, milli ekonomimizin yükselmesi, ithalatın azalıp, ihracatın artmasıdır. Kağıt üzerinde yapılan hesaplar değil, halkın cebine giren para önemlidir.
2000 yıllarının başından bugüne kadar özelleştirilen ve dış ülkelere satılan fabrikalarımızın neler olduğunu internetten araştırabilirsiniz. (http://www.frmtr.com/ataturk/5923832-ataturkun-15-yilda-kurdugu-fabrikalar-ve-gunumuz.html)
Mustafa Kemal Atatürk “Türk Milleti, Türk malı alın, Türk parası Türk ülkesinde kalsın” diyerek, paralarımızın yabancı devletlerin kasalarına girmesini istememiştir. 
Yabancı ülkelere satılmış olan milli servetlerimizin paralarının Türkiye’de mi kaldığı zannediliyor. Kalmaz, dışarı kaçırılır.
Gerçekleri araştırmadan, bilmeden Türkiye Cumhuriyetinin temelini atanlara dil uzatmak kadar gaflet, dalalet ve hıyanet içerisinde olunabilinir mi?
Daha bu konular da yazılabilecek o kadar çok şey var ki, yazmakla bitmez.
Mustafa Kemal Atatürk’ün naciz vücudu toprak olsa da, onun fikirleri, düşünceleri, bizlere ışık tutan sözleri, yaptığı hizmetler ve Türklerin ebediyen bağımsız, hür yaşayabilmeleri için Kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti yaşıyor ve yaşayacaktır.
Bu ülke daha ileri düzeye ulaşmak, bağımsız, medeni, sulh içinde yaşamak istiyorsa, Mustafa Kemal Atatürk’ün göstermiş olduğu yolda yürümekte yarar vardır.
Muhtaç olduğumuz kudret Türk Milletinin Damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Atam sen ölmedin ve ölmeyeceksin, sana layık olamayanlar çok, ancak seni kalplerinde, ruhlarında, benliklerinde, akıllarında, yaşatacak, yaşatmaya çalışacak, Cumhuriyete sahip çıkacak Devlet Adamlarımızda var, halkımız da var, gençlerimiz de var.
Ruhun şad, mekânın cennet olsun.
***
Bilgi alınabilecek linkler:

2 Kasım 2015 Pazartesi

AK SARAY'IN ZAFERİ !...

TÜMER DİYOR Kİ!..
AK SARAYIN
ZAFERİ !...
2015 in tek adamı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan amacına ulaştı.
Kimsenin tahmin edemediği bir sonucu yakaladı.
Ahmet Davutoğlu’da 4 yıllık Başbakanlığını garantiledi.
Meydanlarda halktan “bizi muhalefet partilerine muhtaç etmeyin, istikrar istiyorsanız, teröre son verilmesini arzu ediyor iseniz, bizi tek başımıza iktidara getirin” diye seslenen AKP ti neticeyi elde etti.
Resmi açıklanmayan sonuçlara göre 312 milletvekilini kaptı.
1 Kasım 2015 Milletvekilleri seçimi kim ne derse desin AK Sarayın zaferidir. İster beğen ister beğenme. Başarıyı Recep Tayyip Erdoğan yakaladı.
Halkın nabzını iyi tutan, halkı istediği gibi yönlendiren ve ikna eden AKP tek başına iktidara geldi.
7 Haziran 2015 seçimlerinde kaybettiği milletvekillerinin çoğunu geri getirdi. Bu neticeye kendileri de şaşırdı elbet. Onlar 276 yı aşalım bize yeter diyorlardı. Ancak AK Saray 400 Milletvekili istiyordu. İnanın biraz daha zorlasalar, bu millet 400 ü de verirdi.
Muhalefet ne kadar hesap sorulmasını istedi ise de, millet ne 17-25 Aralığa ve ne de yolsuzluk, hırsızlık sözlerine inanmadı. O tek şeye inandı. Namaz kılan, oruç tutan, içkiye karşı gelen, Müslüman’ız diyenlere inandı. Karşılarındakileri de nerede ise dinsiz gördü. Bazılarını da PKK ve terörist yanlısı kabul etti.
Şimdi muhalefet kanadı dahil, herkes yorumlar yapacak. Ortadaki gerçeği değişik şekillerde ki yorumları ile saptırmaya ve kendilerini savunmaya çalışacaklar.
Gerçek şu ki, muhalefet partileri bu işi çok iyi bilmiyorlar. 
Karşılarında tek otoriter liderin gücünü tam idrak edemiyorlar.
Facebook ta, twitirde yazı yazmak, karşındakine küfretmek, hakaret etmekle bir yerlere varılmadığının farkında olsun herkes. Halkın içerisine inin. Gerçekleri görün ve yaşayın. Karşınızdakini ikna edebilme bilgi ve yeteneğini edinin. Halkın karakterini ve toplum psikolojisini iyi bilmek gerek.
Deniz Baykal, hadi şimdi de çıkıp Cumhurbaşkanı ile görüşsene.
7 Haziran’da ilk golü sen yedin.
Hayırcı Bahçeli, 7 Haziran’da Meclis Başkanını seçtir, sonra da her şeye hayır de. Ne oldu? Nerede ise barajı geçemiyordun. Şu anki milletvekili sayısını bile çıkaramayacaktın.
7 Haziranda çıkardığın Milletvekillerinin yarısını çıkarabildin. Bu başarı değil, başarısızlık.
HDP zaten 7 Haziranda tahminin üzerinde oy almıştı. Şu an gene meclise girdi. O alacağı oyu aldı. Üstelik PKK yanlısı diye de Hükümet kanadından çok saldırıya uğradı, halkta verdiği emanet oylarını geri aldı.
CHP hayaller peşinde oldu. % 30 u aştık, iktidara yürüyoruz derken % 26 lar da kaldı. CHP nin kilit oyu bu. Kılıçdaroğlu iyi bir devlet adamı. Dürüst, tutarlı olsa da CHP içersinde PKK yanlısı Milletvekilleri var diye düşünen halk, Dersim'li Kemalim diyen Kılıçdaroğlu'na ve CHP ye güven duymadı.
Saray bu tahminleri iyi yaptı. MHP ve HDP yi 3 er puan düşürtürsem, Saadet partisi de birkaç puan düşer, o oylar AKP ye kayar ve bizi iktidara getirir, diye tahminlerini yaptı ve başarıyı da yakaladı.
Cesur ve kararlı olan Recep Tayyip Erdoğan, elindeki yasal olan ve olmayan tüm hakları çok iyi kullanıyor. Son günde İpek Koza Holdinge vurduğu darbe de yerine oturdu. Paralel yapıyı bundan sonra daha da çökertecektir.
Halk oylarını PKK terörü bitsin diye verdi. Bakalım AKP ti terörü sonlandırabilecek mi? Bekleyelim görelim.
Bundan sonra AKP nin ve Davutoğlu’nun işi daha da zor. CHP nin bazı ekonomi politikasını kopyalayan AKP vermiş olduğu vaatleri yerine getirebilecek mi?
Vaatler yerine gelmez, terör hareketleri son bulmaz, halkın refahı ve huzuru sağlanamaz ise AKP bir daha ki seçimlerde umduğunu bulamaz ve iktidarı kaybeder.
İstediğini elde eden AKP artık anaları, babaları, bacıları ağlatmamalı, çocukları babasız bırakmamalı, teröre son verdirmeli, ülkeyi böldürmemeli, birlik, dirlik ve komşuları ile iyi geçinen, yurtta sulh, cihanda sulh politikasını uygulayan bir devlet yapısını yerine oturtmalıdır..
Önümüzde sıkıntılı günler çok.
Baskılar daha da artacak. Muhalefet yapmak ve Basında iktidar partisini ve sarayı eleştirmek kolay olmayacak. Bedeller çok ağır ödettirilebilir.
Herkes edepli ve saygılı olmak zorunda. Ayrışmanın ve sen benden değilsin, sen benim düşmanımsın hareketlerinden ve tavırlardan vazgeçmek zorundayız.
AKP ye oy verenlerde, CHP, MHP, HDP ye oy verenler de bu memleketin insanıdır.
Alevisi, Sünni’si, Kürd’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i vs. hepimiz bu ülkenin insanıyız. Bu nedenle ayrışmak değil, birleşmenin zamanı.
İktidar mensupları da bundan sonra ülkenin kalkınması ve halkın refahı için daha çok çalışmalı ve aşırı baskıdan kaçınılmalıdır.
 Anayasa’ya ve yasalara bağlı, Demokratik, Laik bir Cumhuriyet olduğumuzu dünya alemine ispat etmeliyiz. Demokrasi ve Hukukun üstünlüğü ön planda olmalıdır.
Bekleyelim ve bundan sonra neler yaşayacağımızı görelim.
1 Kasım 2015 seçimleri inşallah ülkemize ve milletimize hayırlı olur.
Bizim temennimiz budur.
***
2.Kasım.2015

28 Ekim 2015 Çarşamba

KORKMA SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN ALSANCAK, Zekeriya TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ:
KORKMA SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN AL SANCAK
Sevgili okurlar, "sözün bittiği" yerdeyiz.
Yarın, yani 29 Ekim 2015. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 92. Yılı.
3 gün sonra da 1 Kasım’da Türkiye Cumhuriyeti sandığa gidecek ve kaderini belli edecek.
Kimseye kızmaya hakkımız yok. Herkes suçu kendisinde arasın.
İnsanlar, doğar, büyür, yaşlanır ve neticede de ölürler. Devletler ise baki kalır.
Mustafa Kemal Atatürk diyor ki: “Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
Okumayan, düşünmeyen, araştırmayan toplumlar ister istemez geri kalır.
Cehalet zincirini kıramaz isen sağlıklı kararlar alamazsın.
“Efendiler, Dinsiz bir milletin idamesine, imkân yoktur. İslam dini öyle yüce bir dindir ki;” İlim Çin’de de olsa alınız” diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Biz İslam olduğumuz için geri kalmadık, Yüce Dinimize ne zamanki, Hurafeler ve bidatler ilave yapıldı; o zaman gerçek İslam’dan uzaklaştırıldık, onun için bu hallere düştük. (M.Kemal Atatürk-1924)
Sevgili okurlar, bu söze itiraz edecek var mı?
Yanlışlar yaşamın içerisinde yapılabilir. Yanlışlardan ders alarak dönmek ve bir daha yapmamak erdemlik ister.
İktidar sahibi olanlar da güç vardır. Güçlü olan kişinin etrafında da yalakalar ve uşaklar çoktur. Eğer sen yalakalarının sözlerine inanırsan, hata yaparsın ve gücünü kaybedersin. Güç kaybolunca da o etrafındaki uşaklar ve yalaka takımı bir anda seni terk eder gider.
Cumhuriyetin 92 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi yenilenecek ve yeni Milletvekilleri  Türkiye’yi idare etmeye çalışacak. Yıl 2015. Aradan 92 sene geçmiş. 92 sene evvelki günler ile bu günkü günler eşit olabilir mi?
Olamaz...
Yokluğun ve yoksulluğun tavan yaptığı 1923 yıllarından bugünlere geldik.
O günlerde görev yapan Milletvekilleri son derece özveri ile çalışmışlar ve ülkemizin geleceği, halkın refahı için çaba harcamışlardır.
1 Kasım 2015 de yeni seçilecek Milletvekillerimizden de aynı şeyi beklemek hakkımızdır.
Cumhuriyet Rejimi 29 Ekim 1923’te Ankara’da ilan edilmiştir.
Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü’ne bir gece çağırdığı İsmet Paşa, Kazım Paşa ve Fethi Bey ile bir toplantı yaparak “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” demiştir. Konu üzerinde fikir birliğine varılınca Mustafa Kemal Paşa anayasada değişiklik öngören bir kanun teklifi hazırlamıştır. Hazırlanan kanun teklifince:
-Türkiye Devleti’nin hükümet şekli cumhuriyettir.
-Türkiye Devleti, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir.
Bu teklif 29 Ekim 1923 tarihinde oy çokluğu ile kabul edilmiş ve Anayasa’nın birinci maddesinde, “Türkiye Devletinin hükümet biçimi, CUMHURİYETTİR” ibaresine yer verilmiştir.
Anayasamızın ilk üç maddesi değiştirilemez ve değiştirilmesi de teklif edilemez. Bu üç madde nedir?
DEVLETİN ŞEKLİ
MADDE 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
CUMHURİYETİN NİTELİKLERİ
MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
DEVLETİN BÜTÜNLÜĞÜ, RESMİ DİLİ, BAYRAĞI, MİLLİ MARŞI VE BAŞKENTİ
MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ve ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.
DEĞİŞTİRİLEMEYECEK HÜKÜMLER.
MADDE 4- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Sevgili okurlar, neden korkuyoruz?  Korkmamıza gerek yok. Anayasamız gereken tedbiri almış.  Yanlış yapanlar, Hukukun önünde mutlaka cezalandırılır. Suçu olan ceza yer, olmayan yemez. Anayasal haklarımıza ve Hukuka güven duymalıyız.
ULUSUMUZUN 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN.
Ankara, 28.10.2015
Ulusalhaber1881@gmail.com

21 Ekim 2015 Çarşamba

TÜMER DİYOR Kİ !...VİCDANININ SESİNİ DİNLE... ZEKERİYA TÜMER

VİCDANININ SESİNİ DİNLE
Sevgili okurlar, insanlar yaratılırken onlara çeşitli duygular da yüklenmiştir. Bunların içerisinde olanlardan bir tanesi de vicdandır.
Toplum içersinde yaşadığımız dönemlerde bazı kereler, olayların durumuna göre ne deriz?
“Yaa bu çok vicdanlı insan, hiç kötülük yapmıyor, insanlara hep yardım ediyor.” 
Bazılarına da, “Bu insan ne biçim bir mahlûk, adamda ne vicdan var, ne de insanlık, çok vicdansız bir insanmış” deriz.
Ruhumuzun bir özelliği olan vicdan, yaşamın içerisinde öğrendiklerimiz din ilimleri ve sorumluluk duygusunun artmasına orantılı olarak da gelişmektedir.
Yaşamımız içerisindeki olumlu ve olumsuz gelişmelerin sorumluluğunu kendisin de görmeyip, başkalarında görenlerin, yani kendi sorumluluğunun farkında olmayanların vicdanları gelişmemiştir.
Ancak, insanlar şunun farkında değillerdir. Vicdan, sevsek de sevmesek de, işimize gelse de gelmese de, olaylar karşısında doğru ve yanlışın, haklı ve haksızın ayırımını yapmaya yarayan, içimizden gelen sestir. Bizim iç dünyamızdaki mahkememizin yargıcıdır.
Byron demiş ki: 
“Vicdan azabı, insanın içinde bir cehennemdir.”
İnsanlar toplum içerisinde yaşarken, iş hayatı dâhil, diğer yaşamı içerisinde başkalarına zarar verecek uygunsuz işler yapar ise, vicdanı mutlaka sızlayacaktır. Bu yara hiçbir zaman kapanmaz. “Hiçbir suçlu da kendi vicdanında beraat edemez.”(juvenal)
Zalim olanlar da vicdan aramak biraz zordur. İç dünyalarında vicdani rahatsızlıklar duysalar da o rahatsızlıklarını gizleyecek yollar ve yöntemler bularak yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar.
Birinin kalbini kırmak isteyen insan, kesinlikle vicdanını susturacak bir sebep bulur; ama sonra vicdanı onu susturur.(François-Marie Arouet Voltaire)
İnsanları katleden, haksız yere öldüren, kendi çıkarı uğruna başkalarına zarar veren insanlar, ne dini bilgilerle ne de toplumun kendilerine verdikleri ahlaki değerlerle mücehhez kılınmamış kişilerdir.
Teröristlerin ve canlı bombaların yaptıkları katliamlarda, o insanlarda vicdan muhasebesi aramak safdillik olur.
Özel olarak eğitilmiş ve bilgilendirilmiş olan bu insanların içerilerinde bulunan vicdan duygusu söküp alınmıştır.
Vicdanı olmayan kişiden medet ummak kadar yanlış bir hareket olamaz. Vicdansız olanlar, kendilerinden başkasını düşünmezler.
Bu vicdansızlık, ferdi olarak insanlarda yaşanırken, devletler de de yaşanır.
Kendi vatandaşının burnu kanasa, ona karşı şefkatli olan ve üzülen devletler, başka ülkelerdeki insanların öldürülmelerine, aç ve sefil olmalarına karşı kayıtsız kalırlar, üstelik gidip kendileri de katliamlara katılırlar.
Mohandas Karamçand Gandi demiş ki:” Bizi yok edecekler şunlardır: ilkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlâktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana itmiş bilim; özveriden yoksun bir din anlayışı.”
Doğru söylemiş.
Mustafa Kemal’de bu nedenle muallimlere şöyle seslenmiş: “Muallimler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, nesiller ister.” Diyerek kaliteli nesiller yetiştirilmesini istemiştir.
Bugün dünyada ve de ülkemizde nefret, işkence, adam öldürme vicdan azabı çekmeden yapılır hale gelmiştir
Yıllardır, Filistin halkına İsrail devleti tarafından yapılan zulüm. Suriye’de ki akan kan ve gözyaşları, ülkemizde ise 40 seneye yaklaşan bir zaman içerisinde eşkıya çeteleri ve teröristler tarafından masum vatandaşlarımızın dökülen kanları.
Bunları yapanlarda vicdan aramak mümkün mü?
Aslında vicdan insana iyi ve kötü yönünü gösterir. 
Doğru ve yanlışı değerlendirir.
Kim ne yaparsa yapsın vicdanından kurtulamaz. Kötülük yapan insan, ölünceye kadar vicdanının sesini duyar ve vicdanı onu mahkûm ederek, rahat ve huzur içerisinde yaşamasını engeller. Para, mal, mülk, iktidar sahibi de olsa vicdanının sesinden kurtulamaz.
Sevgili okurlar, önümüzdeki hafta Pazar günü seçim var. Ülke geleceğini oyları ile belirleyecek.
Tüm halkımızın ellerini vicdanlarının üzerine koyarak, oy verecekleri partiyi iyi seçmeleri ve oylarını o’na göre sandığa atmaları gerek.
Sonradan vicdan azabı çekmemek için seçime katılan tüm siyasi partilerin programlarını, vaatlerini, görüş ve düşüncelerini iyi değerlendirmeleri, buna göre de kararlarını vermelerinde yarar vardır.
Her şeyin güzel olması, sevgi ve dostlukların yok olmaması, ülkemizin geleceğinin çok daha iyi olması dileğimizdir.
21.10.2015
Zekeriya Tümer

12 Ekim 2015 Pazartesi

SUÇLULUK DUYGUSU YAŞANIYOR MU?, ZEKERİYA TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ:
PATLAYICI MADDE İNFİLAKINDA SADECE İNSANLAR ÖLMEZ, KOLLAR, BACAKLAR KOPAR, GÖZLER KÖR OLUR.
SUÇLULUK DUYGUSU YAŞANIYOR MU?
 Sevgili okurlar; Adli Tabip Kriminal psikiyatri ve psikoloji uzmanı Dr.Joseph Erdem “Bir patlamanın anlatılmayan anatomisi” ile ilgili yazısında diyor ki:
“ Patlayıcı madde infilakında sadece insanlar ölmez. Kollar, bacaklar kopar, gözler kör olur. İşitme kayıpları, süregen ve geçici hafıza kayıpları ve travmalar da olur.
1 tnt gücündeki patlamada bile 350-400 metre kare çevredeki bütün kuşlar ciğerleri patlayarak ölür. Aynı etki, patlamaya 100-200 metre yakındaki sokak kedi ve köpeklerine de olur. Etrafta kırılan camını bile değiştirecek, parası olmadığı için kaç gece soğukta yatacak evler olur.
Patlamanın ilk blast etkisi ses hızındadır. Patlamaya yakınlık oranınca ilk önce akciğer, dalak, bağırsak, östeki borusu gibi içinde basınç olan organlar patlar. Sonra yaklaşık 3000 derece alevi ile sizi kavurur. En son şarapnel parça etkisiyle yaralar. Bütün bunlar saniyenin yarısında olur.
Terörizm amaçlı bir patlamadan en çok ölen insan sayısından bahsedilir. Ancak asıl etkisi ölü sayısından çok arkada kalanlarda görülür. Patlama ile ölenlerin yakınlarındaki travmalar, patlamadan sağ ya da yaralı çıkmış insanların o can pazarında parçalanmış insanları gördüğünde yaşadığı travmalar, hayat boyu ruhi ve bedensel sakat kalanlardan kimse bahsetmez. Hele o kadar insanın öldüğü bir bombalamada sokakta kaç kuş, kedi, köpek öldü kimse saymaz.
Ancak bir patlamanın kimsenin bahsetmediği gerçeğinde bunlarda vardır. 
Kolu kopmuş 15 yaşında bir kızdan kime ne? 
Kaç kuş mu ölmüş?...
Otopsi için patlamada parçalanmış çocukları morgda elimizde iğne iplikle birleştirirken ne hissederiz, kimse bilmez.
Televizyonda sadece ölü, yaralı sayısı duyarsınız ki o da yalan dolandır.
En çok size anlatılmayan detaylara bakın. Asıl bomba o detaylarda saklıdır.”
Evet, sayın okurlar. Gerçekten Adli Tabip Kriminal psikiyatri ve psikoloji uzmanı Dr.Joseph Erdem’in söyledikleri doğru.  Yıllar boyu yaşanacak acıları unutmak, o acıları yaşayanlar için mümkün değildir.
Ancak, bazı kişiler çok çabuk unuturlar ve geçmişi hatırlamazlar bile.
Ölenler ölmüşlükleri ile kalanlar da acıları ile kalırlar.
10 Ekim 2015 Cumartesi günü, Lanetli gün olarak tarihe geçti.
Teröristlerin amacı bellidir. Onlar kan ile beslenirler. Masum insanların canlarına kastetmekle, amaçlarına ulaşacaklarını sanırlar.
Devlet güçlü olduğu müddetçe, eşkıya kılığındaki insanlar amaçlarına ulaşamazlar. Netice de tek tek yok olup giderler.
Devletlerin istihbarat birimleri çok önemlidir. Teknolojinin çok geliştiği dünyamızda, artık saklı ve gizli hiçbir şeyin olamayacağı da aşikârdır.
Eğer, bazı olaylarda ihmalkârlık varsa, o durumda gizli talimatların verilmesi söz konusu olabilir.
Ankara’da ki patlama gerçekten çok vahim bir olaydır.
Ben senin başkentinde bile can alırım, diyebilen terörist grubun arkasında güçlü bir destek olmasa buna cesaret edemezdi.
Bir gece önce bazı kişiler tarafından atılan twitlerde bombanın patlayacağı bildirilmesine rağmen çok ciddi tedbirlerin alınmaması elbette herkesi tedirgin etmiş ve şüpheye düşürmüştür. Acaba? soruları peşi peşine insanları düşünmeye sevk etmiştir.
Saldırıdan 3 gün önce de ihbar geldiği söylenmektedir.
Neden gereği yapılmadı?
Bu durumda devleti yönetenlerden en üsttekilerden en alt birime kadar herkes vebal altındadır.
Ölenler öldü ama, yaralananların ve yakınlarının içleri ölünceye kadar sızlayacak ve travma yaşayacaklardır.
Tüm ulus ise, bu acı ile bir kere daha üzülmüş ve kahrolmuştur.
Başka ülkelerden birinde bu yaşanılan vahşet yaşansa idi, herhalde birileri mutlaka istifa ederdi. Biz de ise kimsenin umurunda değil. Koltuk sevdası o kadar büyük ki, her şeyin üstünde tutuluyor.
Çok yazık.
Emek, barış ve demokrasi şehitlerini unutmayacağız ve unutturmayacağız. Gencecik insanları kaybetmenin acısını bu millet unutmayacaktır. Tarihe, yönetenlerle birlikte kara bir leke olarak geçecektir.
Bunu kimse unutmasın!
Bu olaylar AKP partisinin oylarının artmasına değil, süratle azalmasına sebebiyet vermektedir.
Demir taş’tan Davutoğlu’na: Bize parmak sallayarak konuşmak haddine değil, diyerek konuşmasından sonra, birçok kişinin HDP ye oy vereceğine şahit olmaktayız.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da kararlı ve olumlu tavrı CHP’nin oylarının artmasına sebebiyet vermektedir.
Yani bu gidişle, AKP nin 1 Kasım’da iktidara gelmesi hayal olmaya doğru gidiyor.
Türk milleti baskıya gelemez.
Baskı her zaman ters teper.
AKP yanlısı bazı kişilerin tutarsız konuşmaları ise, halkta daha da çok tepkiye sebep olmaktadır.
Emek, Barış ve Demokrasi uğruna kaybettiğimiz evlatlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa, yakınlarına da başsağlığı ve sabır dilerken, 1 Kasım seçimlerinde ülkemize Barışın ve demokrasinin gelmesini dileriz.
12.10.2015
Zekeriya Tümer
Ulusalhaber1881@gmail.com