21 Ekim 2017 Cumartesi

"AK-ŞEN-ER GÜMBÜR GÜMBÜR GELİYOR" - TÜMER DİYOR Kİ !.. - Zekeriya TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ:
AK-ŞEN-ER 
GÜMBÜR
GÜMBÜR
GELİYOR
Sevgili okurlar, 
Adalet ve Kalkınma (!) Partisi (AK Parti), 3 Kasım 2002 yılında Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında ilk olarak katıldığı genel seçimlerde yüzde 34,28 oy oranıyla tek başına iktidara gelmişti.
Bugün 21 Ekim 2017 Cumartesi
15 yıllık iktidarlık döneminde başarı trendi çok yüksek olmamasına rağmen, Recep Tayyip Erdoğan her girdiği seçimi kazandı ve kendisini ülkenin en tepesine yerleştirdi. Bu da hızını kesmedi, hem partisinin Başkanı, hem de ülkenin Başkanı olarak, tek adam olma hevesi ile yoluna devam ediyor.
AK Parti, Adalet’in ve Kalkınmanın sembolü ile bugünlere geldi. Adalet yerine oturdu mu, ülke kalkındı mı? Onu ben açıklamayayım, ülkem insanı kendisi nasıl değerlendiriyorsa öyle değerlendirsin!
AK Partinin tüm icraatları ortada. Halk huzurlu mu, mutlu mu, kalkınmış mı? Dostu ne kadar, düşmanı kim? Ülke toprak mı kazandı, yoksa adaları nı mı kaybetti.
Yabacı sermaye, ülkemizin nerelerine yatırım yaptı, hangi topraklarımız, hangi kuruluşlarımız yabancılara satıldı?
Yollar yapıldı, metrolar, hava alanları yapıldı? Bunların açıklarını kim ödüyor?
İşsizlik arttı, üretim azaldı, et, buğday, sebze, tohum, meyve vs. ithal edilmeye başlandı.
PKK, azdıkça azdı, Barzani referandum yaptı.
Kerkük, Musul kaynamaya başladı, Türkmen kardeşlerimiz zor duruma düştü.
Eset, Esad oldu, Suriye durulmadı.
Vize sıkıntısı başladı, sınırlarımız kevgire döndü.
İçeri alınan Suriyeliler başımıza bela olmaya başladı.
Feto darbesi ülkeyi altüst etti, ölenler şehit, kalanlar gazi oldu.
Aldatmalar, aldanmalar, kandırılmalar devam ederken olağanüstü hal ve kanun hükmünde kararnameler ile hayatımızın şekillenmesine alışır olduk.
Bütçe açık vermiş, para yetmiyormuş.  Kimin umurunda!
Fakir zaten fakir, zengin zaten zengin.
İşsizlik artıyormuş, kimin umurunda.
Televizyonlarda evlenme programları devam etmekte, basın pembe tabloları çizmekte.
Yaşam öyle veya böyle devam ediyor. Bu ülke sarsılır, ama batmaz. Bu nedenle hiç korkumuz yok.
Dindar nesil yetiştiriyoruz. İlkokullar, ana okullardaki bebelerimiz, Kuran öğreniyor, Peygamberimizin hayatını ezberliyor. Maneviyatları güçlü bir nesil geliyor. Daha ne isteyeceğiz.
Avrupalı olup, ilim, bilim öğren ipte, kızlarımıza pantolon giydir ipte cehenneme mi gidelim yani!
AK Parti içerisinde temizlik hareketine hızlı bir şekilde Belediye Başkanları ile başladı. Metal yorgunluğu bahane. İçlerinde bulunan FETO’cuları temizliyor.
Her şey açık ve seçik ortada. Gizli kapaklı hiçbir şey yok.
AK PARTİ AKŞENER’E KARŞI GEREKLİ TEDBİRLERİ ALMA PEŞİNDE.
Bu milletin ne yapacağı hiç belli olmaz. Yıllarca başının üzerinde taşıdığı çok kişiyi bir anda ayaklarının altına almış, arkasını dönüp gitmiştir. Anadolu insanının bam teline dokunulmasın. Durur, durur, bekler, bekler, sabırla bekler. Son anda gerekeni yapar.
Boş yere umutlanma Amerika, senin vizen falan işe yaramaz. Sen bu ülkeyi bölüp, parçalayamazsın.
MHP içerisinde cesaretle mücadele eden AKŞENER, Bahçeli’yi korkuttu ve Bahçeli’nin,  meydanlarda eleştirdiği Recep Tayyip Erdoğan’ın koltuğunun altına sığınmasına sebep oldu. Koray Aydın ve Ümit Özdağ ile birlikte yola çıkan AK-ŞEN-ER, 25 Ekim’de partisinin kuruluşunu açıklayacak.
Sevgili okurlar; AK Parti ile AK-ŞEN-ER de benzerliği fark ettiniz mi? İkisinde de AK var.
AK-ŞEN-ER daha anlamlı. Hem tertemiz bir AK’lık var. Hem ŞEN. Yani neşeli, kendisinden emin.  Hem de ER. Ne demek? İşini iyi bilen, yetenekli kişi. Kahraman, yiğit.
Eh bu kadar sıfatı kendisinde toplamış olan cesur yürekli Anadolu kadını MERAL AKŞENER Türk milletinin umudu olarak ortaya çıkıyor.
Bazı Parti liderleri ve partililer, MERAL AKŞENER’in başarılı olamayacağı görüşünü savunmaktalar. Ben halk ile iç içe yaşamaktayım. Dolmuşta, otobüste, metroda, vapurda, yer yer halk ile temaslar kurmakta, siyasi konuşmalar yapmaktayım. Şu ana kadar edindiğim izlenim, halkın AK Partinin iktidarından bıktığı ve tek ümitlerinin AKŞENER olduğu yolunda.
Ne CHP nin ve ne de ortadan Bahçeli sayesinde silinen MHP den ümidi kalmamış.
Diğer partilere de güvenmiyorlar.
Bilindiği üzere Meral Akşener ve arkadaşları MHP içerisinde çok mücadele ettiler. Ülkeyi karış karış gezdiler. Kim ne derse desin, büyük bir sempati kazandılar.
Halktan  gereken desteği alan AKŞENER şimdi ortaya çıkıyor. Bakalım AK Partiye, daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan’a karşı başarılı olabilecek mi?
Bu millet Dininden, Milliyetçiliğinden ve Atatürk’ten asla vaz geçmez. Vatanının bölünmesini istemez, bayrağının gönderden inmesine ve minarelerden ezanın susmasına tahammül edemez. Bu değerleri eşit şekilde savunan parti her zaman iktidara en yakın partidir. Bu değerlere saygısı olmayanların iktidarlığı uzun sürmez.
Bizim arzumuz Türkiye Cumhuriyeti Devletinin birlik ve beraberlik içerisinde laik, Demokrat ve Mustafa Kemal Atatürk’ün çizgisinde yürümeye devam etmesidir.
İnşallah, Türkiye Cumhuriyeti laik, Demokrat ve Atatürk’ün çizgisinde yürümeye devam eder.
Bekleyip göreceğiz.
21.10.2017
Zekeriya Tümer

6 Ekim 2017 Cuma

DIŞ GÜÇLER ÜST AKIL "TÜMER DİYOR Kİ!.." Araştırmacı, Gazeteci-Yazar, ZEKERİYA TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ:
DIŞ GÜÇLER 
ÜST AKIL
Sevgili okurlar, İsviçreli Bakan Hans Rudolf Merz’in gülme krizlerinin nedenini sizler biliyor musunuz?
Faiz lobisi ve Dolar Lobisi sözcüsü Hans Rudolf Merz’i Türkiye’deki olaylar o kadar çok güldürmüş ki, bunları seyrederken, ben gülmeyi bırak, utandım, üzüldüm ve kahroldum.
Hiçbir dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Devleti yönetenler bu denli alay konusu olmamıştır. Sadece onlar mı? Hayır! Ana Muhalefet Partisi Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve M.H.P.nin lideri Bahçeli de ti’ye alınmış Hans tarafından. Youtopta bunları seyredebilirsiniz. Sizlere linkleri burada vereceğim.
Mustafa Kemal Atatürk’e dil uzatan şarlatanlar, bunları seyretsinler de kimin büyük lider olduğunu belki o zaman anlarlar.
Konuları anlatırken Hans gülme krizlerine tutuluyor.
Yazık, ülkem bu hallere mi düşecekti?
Hans aşağıdaki konuşmasında “Bugün dünya siyaset dengesi için hayati öneme sahip olan Türkiye’deki yerel seçimlere değinmek istiyorum” diye başladığı video’yu sizler seyredin ve Hans’ın nelere güldüğünü kendiniz görün. Linki: (https://www.youtube.com/watch?v=myvL4NZBiII
Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile alay ediyor.
Bir başka konuşmasında Fenerbahçe’nin durumunu konuşuyor. Fenerbahçe’nin Bursa beraberliğinde şampiyon olduğunu sanıp timsah yürüyüşü ile kutlamaları ile dalga geçiyor, hem gülüyor hem de güldürüyor. Linki: (https://www.youtube.com/watch?v=cVCevX3iNBM)
Hans Laz fıkrası da anlatıyor. Ancak burada ince bir alay etme var. Seyredin.
Hans Rudolf, bu kez de TR Sunucusu ile alay ediyor. İzleyin.
Hans Rudolf bu kez de Türkiye’de yapılan başkanlık seçimlerindeki dil sürçmelerini ti’ye almış. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ile dalga geçiyor. Gülme krizlerine devam ediyor. Kılıçdaroğlu’nun “Sayın ekmeloğlu kimdir, eserleri nedir”sözleri ile Bahçeli’nin. Prof.Dr.Emsalettin, ee. Ek, ek, ekmalettin, “ sözlerine gülmekten katılıyor.
Adını bile doğru söyleyemedikleri kişiyi Cumhurbaşkanı adayı yapmalarına gülünmez mi?
Eh, Ekmeleddin İhsanoğlu da, CHP Liderine Kemal Alemdaroğlu, demiş. Ne var bunda diyeceksiniz. İşte elin oğlu böyle alay eder sizlerle. “Adam İstiklal marşını da bilmiyor, dünyada böyle bir örnek var mıdır, “diyerek basıyor kahkahayı.
 Hans, diyor ki: “İnanabiliyor musunuz? Halkın dilini bilmeyen bu adamı pazarlıyorlar… Ne diye?
Beş dil biliyor, diye. Yahu siz Reis-i Cumhur mu seçiyorsunuz, yoksa tercüman mı seçiyorsunuz?” diyerek gülme krizlerine tutuluyor.
Burada şunu hatırlatmak isterim. Kılıçdaroğlu bilerek veya bilmeyerek öyle bir hata yaptı ki, Recep Tayyip Erdoğan’a kendisi tepsi içerisinde Cumhurbaşkanlığını sundu. Bu hususta o zamanlar biz yazımızı yazmış ve Kılıçdaroğlu’nu eleştirmiştik.
 Bakın elin adamı bile sizlerle dalga geçmiş. Utanın biraz utanın.
Faiz Lobisi ve Dolar Lobisi sözcüsü Hans Rudolf Merz,  Türkiye’nin her olayı kendilerine bağlamasından şikâyet ederek, gırgırını geçmeye devam ediyor. Buyurun izleyin, sizler de güler misiniz, yoksa ağlar mısınız bilemem. Ama ben gülmek bir yana çok ama çok üzüldüm.
Ülkem insanının bu denli aşağılanmasına ve alay edilmesine üzüldüm.
Atatürk dönemine şöyle bir baktım. O ne büyük devlet adamı imiş. Tüm Dünya liderlerini ayağına getirmiş, kendisine saygı göstertmiş, eğilmemiş, karşısındakileri eğdirmiş.
Ya şimdi! Şimdi bakın ne hallerdeyiz!..
Barzani ne yaptı. Referandumu yaptı. Biz ne yaptık? Hani gereken tedbirler?
Bundan sonra neler olacak belli değil.
Silkinelim beyler silkinelim. Kendimize gelelim. Dış güçlerin oyuncağı olmayalım. Kendimizle alay ettirmeyelim, bizlere gülmesinler.
Mustafa Kemal Atatürk’ü tarihten silmeye kalkmayın. Onu önder alın ve onun yolundan ayrılmayın.
Güçlü devlet o zaman olursunuz.
Şu zamlardan da vaz geçin. Halkı ezmeyin. Memuru, emekliyi, işçiyi, köylüyü açlığa, yokluğa sevk etmeyin.
Vergi alınacaksa milyonlar, milyarlar kazananlardan alınsın.
İsraf’tan vazgeçilsin. Devlet ilk önce tasarrufa yönelsin. Sonra halktan istensin.
Bu ülke zengindir. İyi yönetilirse çabuk kendini toparlar. İşinin ehli kimseleri göreve getirin.
Bakın ülke o zaman ne çabuk toparlanacak ve kalkınacaktır.
Hadi hayırlısı diyelim ve kendimize dünyayı güldürmeyelim.
06.10.2017
Zekeriya TÜMER
Ulusalhaber1881@gmail.com

6 Eylül 2017 Çarşamba

"BAYRAM’DAN SONRAKİ GÜNLERİMİZİ BİZLERE ZEHİR ETMEYİN!..." - TÜMER DİYOR Kİ, Araştırmacı Gazeteci - Yazar, Zekeriya TÜMER - ULUSAL HABER & ULUSAL AJANS ve GÜMRÜK HABER GAZETESİ

TÜMER DİYOR Kİ:
BAYRAM’DAN SONRAKİ GÜNLERİMİZİ
BİZLERE ZEHİR ETMEYİN
Sevgili okurlar; 
30 Ağustos Zafer Bayramı ile Mübarek Kurban Bayramını peş peşe kutladık.
Zenginler Kurbanlarını kestiler. Dolaplar etle doldu. Kesilen kurbanlıkların etlerinin 3 de 1 i ev halkının yemesine, 3 de 1 i eve gelen misafirlere ikram edilmesine ayrılarak, kalan 3 de biri de fakirlere ve kurban kesmeyenlere dağıtıldı mı acaba?
Belki dağıtanlar olmuştur.
Nerede eski bayramlar!
Çocukluğumuzda yaşadığımız ve zevk aldığımız Bayramların ne tadı kaldı ne de tuzu. Yavan yavan geçen bayramlarda mutlu olmamız pek mümkün olmuyor.
Şimdi asıl sorun başlıyor.
Bayramda sevinenler, Eylül ayında sevinebilecekler mi?
Eylül ayı, masraf ayıdır.
Eylül ayı aynı zamanda zam ayıdır.
Hükümet dâhil herkes bekler bekler ve Eylül ayı girdiğinde ellerinden geldiğince her ürüne zam yaparlar.
Eylül ayında okullar açılır. Ailelerin bütçeleri öyle bir açılır ki, yamamakla yırtığı kapatamazsın.
Eylül ayı bütçelerin açık verdiği ay olmasına rağmen, zam üstüne de zam yağmur gibi gelir.
Ben beni bildim bileli bu böyle olmuştur.
Hep hayret etmişimdir. Neden bu yapılır?
Hiç olmazsa Hükümet fakiri, fukarayı düşünse de ürünlere zam yapmasa, diye düşünmüşümdür.
İşin kötüsü, devlet okullarının yetersizliği, eğitimin iyi seviyede olmaması, ailelerin, çocuklarını özel okullara göndermelerine sebep olmaktadır.
İlkokula yeni başlayan ve devam eden çocukların, masrafları 2 bin liradan aşağı olmamaktadır.
Ortaokula, liseye ve de Üniversiteye giden çocukların ailelerinin durumları daha da vahimdir.
Anne ve Babaların çocuklarının okul masraflarını karşılayabilme çabaları, onların borç içerisine sürüklenmelerine sebep olmaktadır.
Memurun, işçinin, emeklinin ve küçük esnafın, köylünün, durumu gözler önündedir.
Çocuklarını okutmak için aileler yeni borçlar altında ezilmeye başlarken, yapılan zamlarla iyice dibe vurmaktalar.
İşte Hükümetin bu zam mantığını anlamak mümkün değildir.
Bırakın,  aileler çocuklarını okula göndersinler. Onların masraflarını karşılasınlar. Hiç olmazsa Hükümet ürünlere zam yapmasın. Belediyeler kolaylık sağlasın.
Okumayan toplumlar gelişemez. Çocuklarımıza iyi eğitim vermeliyiz. Dinimizin ahlaki değerlerini anlatırken, tarihimizi ve Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirlerini ve düşüncelerini de anlatmalıyız.
İlim, bilim ve akıl yolu ile hareket eden toplumlar, gelişir ve büyür.
Devleti yöneten büyüklerimizden ricamız, Eylül ayında zam üstüne zam yaparak, zaten zor geçinen bütçesi dar aileleri perişan duruma düşürmemenizdir.
Sevgili okurlar, önümüzdeki günler çok daha hareketli olacak.
Halkın yeni umudu olarak Meral Akşener ve ekibi yeni partilerini kuruyorlar. Bakalım başarı trendi ne kadar yükselecek.
CHP bütün gücü ile Adalet peşinde. Ülke de kaybolan Adaleti yeniden getir ecem diye toplantı üzerine toplantı yapıyor. Başarılı olup olamayacağını zaman gösterecek.
Bahçeli, tedirgin. Elinin altındaki ülkücüler yavaş yavaş Meral Akşener’e doğru kayıyor. Yalnız adam olarak kalmaya mahkûm olacak.
Hükümet elbet teki, elindeki gücü kaybetmeme peşinde. Feto denen vatan hainleri ülkeye çok zarar verdi. Halen temizlenmiş de değiller.
İçimizde o kadar çok hain var mış ki, kimse farkında değilmiş!..
Türkiye Cumhuriyetini Kuran Atatürk ve arkadaşlarına dil uzatanlar, çok ama çok yanlış yapıyorlar.
Milli birliği ve bütünlüğü sağlanması, ülkenin kalkınması ve muasır medeniyetler seviyesine çıkması, ancak Mustafa Kemal Atatürk’ü iyi anlamakla mümkündür. Onun yolundan ayrılarak başka bir yolu seçmek, bu ülkenin kurtuluşunu sağlayamaz.
Genç kuşaklar iyi eğitilmeli. Kafaları karışık ve gerici fikirlerle değil, aydınlık fikirlerle, ilimle, bilimle, doldurulmalıdır.
Kuran-ı Kerim’in ilk sözü nedir? OKU’dur. O halde okumalı, okumalı okumalıyız. Gerçekleri o zaman iyi görebiliriz.
Gençler ülkenin geleceği sizlersiniz.
Ey Türk Gençliği, senin birinci vazifen Türk İstiklalini ve Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Bunları yapabilmen için Atatürk’ün dediklerini bol bol okuyun. Kim ne derse desin, Mustafa Kemal Atatürk,  Türk milletinin şerefli, bağımsız, refah bir ülke olması için yolumuzu çizmiştir.
Emperyalist güçler ve onların içimizdeki yandaşları, Türk’ün adını tarihten silmek, bizleri parçalayarak, köle haline getirmek için çaba harcamaktalar.
Siz siz olun kimliğinizi unutmayın. Türk Tarih ve Kültür bilincimiz ve geleneğimiz binlerce yıllıktır. Buna sahip çıkın. Başkasını taklit etmeyin. Kendiniz olun.
Eğitiminizi en iyi şekilde tamamlayın. Araştırın, okuyun ve akılcılığınızı öne çıkarın.
Sizin yolunuz iki Mustafa’nın yolu olsun. Ancak, o iki Mustafa’yı iyi araştırın ve inceleyin.
 Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran ve sizlere emanet eden, son söz olarak da muhtaçlığını başka yerlerde arama, senin muhtaç olduğun kudret asil kanında mevcuttur, diyen Mustafa Kemal Atatürk’ü iyi tanı ve incele.
Onun yolu sana ışığı gösterecek ve geleceğinin aydınlanmasını sağlayacaktır.
EY TÜRK GENÇLİĞİ; 
SEN, SEN OL MUSTAFA KEMAL’İN YOLUNDAN AYRILMA.
06.09.2017
Zekeriya Tümer
Ulusalhaber1881@gmail.com

28 Ağustos 2017 Pazartesi

"GERÇEK (26 - 30 AĞUSTOS) ZAFER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN", TÜMER DİYOR Kİ!.. Zekeriya TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ:
GERÇEK ZAFER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Sevgili okurlar; 
Çarşamba günü Türk Milletinin en güzel bayramı olarak kutlanmalı. Bütün evlerin camları, balkonları, sokak direkleri bayraklarla donatılmalı.
Halk coşku ve sevinçle bu bayramı kutlamalı. İç ve dış düşmanlarımıza karşı, Türk milletinin birlik ve beraberlik içerisinde olduğunu, ülkemizi kimsenin işgal edemeyeceğini, bölünüp parçalanmayacağımızı bir kere daha 30 Ağustos Zafer Bayramında perçinlemeliyiz.
Neden mi?
Nedeni açık ve seçik belli değil mi?
1.Dünya savaşı sonunda koskoca denen Osmanlı İmparatorluğu çöktü, yok oldu. Osmanlının elinde kalan son topraklar da düşman devletler tarafından işgal edildi.
Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür ve bağımsız olarak yaşama hakkımız son buluyordu.
Birinci Dünya savaşı imzalanan Mondros Mütarekesi ile son bulduğunda (30 Ekim 1918), mütareke imzalanmadan önce Osmanlı padişahlarından olan 5.Mehmet ölmüş, yerine 6.Mehmet (Vahdettin) geçmişti. (4Temmuz 1918) Mütarekeden sonra İttihat ve Terakki partisinin ileri gelenleri ülkeden kaçtılar. İtilaf devletleri İstanbul’a girdi.
Şimdi ülkenin durumuna bakalım:  
Osmanlı İmparatorluğu ne duruma düşmüş. Osmanlı’nın elinde kalan tek Anadolu kimler tarafından işgal edilmiş. İtilaf devletleri İstanbul’da.  İstanbul işgal altında. Düşman çizmeleri yolları çiğniyor. Düşman gemileri boğaza ve limanlara yerleşmiş.
19 Nisan 1919 Kars’ı Ermeniler işgal etmiş. 20 Nisan 1919, Ardahan’a Gürcüler yerleşmiş. 20 Nisan 1919, Antalya’ya İtalyanlar girmiş. 24 Nisan 1919; Yunanlılar İzmir’e çıkmış. 15 Mayıs 1919; Urfa, Antep, Maraş ve Adana ise Fransızlar tarafından işgal edilmişti.
Şaşkın Osmanlı Hükümeti bu durumda ne yapmayı planlıyordu? Planı düşmanlarla işbirliği yapıp, ya İngiliz, ya da Amerika mandası olmanın peşinde idiler.
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi.
Hele ki, Türk milletinin öz be öz bir evladı vardı. Çocukluğundan beri, Osmanlı’nın yıkılışına tahammül edemeyen, yanlışlıkları görebilen, ileride bu ülkeyi ben kurtaracağım diye planlar yapan, Çanakkale kahramanı asker, Mustafa Kemal ülkesinin düşmanlar tarafından işgal edilmesini kabul etmesi mümkün olmayan yiğit bir kumandandı.
İşte bu kumandan 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Anadolu halkı ile kucaklaştı. Onlara önder oldu. Güç verdi, şevk verdi Kurtuluş savaşını başlattı.
30 Ağustos 1922 tarihi Zafer destanının yazıldığı gündür. Türk milletini esir almak isteyen, ülkesini işgal ederek Türk milletini yok etmeye çalışan emperyalistlere karşı, kadınıyla, çocuğuyla, genci, ihtiyarı ve ordusu ile birlikte verdiği, bağımsızlığını, onurunu, şerefini kurtardığı gündür.
26 Ağustos 1922 de başlayıp 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in Başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni kutlamak herkesin hakkı olmalıdır. Bu bayram her şeye bedeldir. Çok ama çok görkemli bir şekilde kutlanmalıdır.
Büyük taarruz’un başarıyla sonuçlanmasından sonra da Yunan orduları 9 Eylül 1922’de İzmir’den denize döküldü ve İzmir’de Yunan işgalinden kurtarılarak, ülke düşmandan temizlendi.
Osmanlı’yı çökerterek, yok ederek, Türk milletinden yüzyılların intikamını almak isteyen emperyalistlere verilen son derstir 30 Ağustos Zafer Bayramı.
Şunu da hiçbir zaman unutmamalıyız. Eğer, 30 Ağustos Zafer ile sonuçlanmasa idi, bugün ne minarelerimizde Ezan sesi duyabilirdik, ne de Türk Bayrağımız Gökyüzünde dalgalanabilirdi. Belki Türk Milleti tamamen yok olmazdı! Ancak, Anadolu’nun küçük bir yerinde, özgürlüğünden yoksun, başkalarının kölesi olarak yaşardı. Bu nu da hiçbir zaman unutmayalım.
Hain düşmanların, haksızca ve alçakça işgallerine “dur” diyen ve vatan evlatlarının, genç, yaşlı, kadını, kızanı, çocuklarıyla mücadele eden, kanlarıyla sulanan Anadolu toprakları üzerinde yaşayan bizler 30 Ağustos Zafer Bayramını kutlamayacak mıyız?
Elbette bütün ihtişamı ile kutlayarak, tüm dünyaya birlik ve beraberlik içersinde olduğumuzu, ülkemizi ne olursa olsun, kimsenin işgal etmesine, bölüp parçalanmasına müsaade etmeyeceğimizi, LAİK VE DEMOKRAT TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN SONSUZA KADAR devam etmesi için mücadele edeceğimizi, Bayrağımızın Gönderden indirilemeyeceğini, Minarelerimizden Ezan seslerinin susturulamayacağını, tüm dünyaya ispat etmeliyiz.
TÜM ULUSUMUZUN 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMINI KUTLAR, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SONSUZA KADAR YAŞAMASINI DİLERİM.
28.08.2017
Zekeriya Tümer

14 Ağustos 2017 Pazartesi

"GENEL DURUMA DAR BİR ÇERÇEVEDEN BAKIŞ" TÜMER DİYOR Kİ !.. Zekeriya TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ:
GENEL DURUMA DAR BİR ÇERÇEVEDEN BAKIŞ
CNN Türk'te Ahu Özyurt'un sunduğu Türkiye'nin Gündemi programının da 'yeni devlet' tartışması yaşandı. Programın konuklarından AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi ve Sivil Alan Platformu Başkanı Ayhan Oğan, “Şimdi biz yeni bir devlet kuruyoruz, beğenin beğenmeyin bu yeni devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan’dır” dedi.
Her ne kadar Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, bunu yalanlayarak, Tek millet, tek devlet, tek bayrağımız var, demektedir.
Bu lafları edenlere neden göz yumulmaktadır veya bunlar hangi cesaretle bu sözleri söylemektedirler. Bunlar sorgulanmalıdır.
Şimdi biz burada;
GENEL DURUMU BİRLİKTE GÖZDEN GEÇİRELİM
Sevgili okurlar, bu başlık NUTUK’ TAN alınmıştır.
NUTUK 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisinin ikinci kongresinde okunmuştur.
Nutuk’ta önderimiz Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı destanını Samsun’a ayak basmasından başlayarak, bütün yaşanılan olayları en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır.
Tarihi bir belgedir.
Nutuk’un içerisinde bahsedilen Genel Durumu birlikte gözden geçirelim başlığı altında anlatılanların 2017 yılında ülkemizde de benzer şekilde yaşandığı kanısı ile,  o zamanki durumu burada anlatmak istedim.
Mustafa Kemal Atatürk diyor ki: “Düşman devletler, Osmanlı Devleti’ne saldırmışlar. Onu yok etmeye ve paylaşmaya karar vermişler. “
(Bugün de aynı durum söz konusu değil mi? Emperyalist güçler tezgâhladıkları FETO, PKK, DEAŞ gibi örgütlerle ülkemizi bölmeye, parçalamaya, kardeşi kardeşe düşman etmeye çalışmıyorlar mı?)
 “Padişah ve halife olan kişi, hayatını ve tahtını kurtarmaktan başka bir şey düşünmüyor. “
(AKP başta olmak üzere Cumhurbaşkanımız da alacakları kararlar ile hayatlarını garanti altına almak istemiyorlar mı?)
“Hükümet aynı durumda. Başsız kalmış olan ulus, karanlık ve belirsizlik içinde olup bitecekleri bekliyor.”
(Şu an halkın çoğu kararsız bezgin, üzgün, sıkıntılı ve ne yapacağını bilmez bir şekilde, olup bitenleri şaşkınlıkla izlemiyor mu? )
“Ordu, adı var kendi yok bir durumda. Komutan ve subaylar yorgun. Yurdun parçalanmakta olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor.”
(Ordumuz, Ergenekon, Balyoz olayları ve de son Feto darbe hareketi nedeniyle, ayrıca da Suriye ve PKK başta olmak üzere diğer terör örgütleri ile uğraşmaktan yorgun değil mi? Her gün verilen şehitler anaların yüreklerini yakarken, şehit annesine, sen ne mutlu annesin ki oğlun cennete gitti, diyerek teselli etmek ne kadar fayda veriyor ki?)
 “Ulus ve ordu, aynı zamanda halife de olan padişahın hainliğinden haberdar değil. O nedenle de bu makama içten bağlı. Ulus ve ordu, kurtuluş yolu düşünürken önce halifeliğin ve padişahlığın kurtuluşunu düşünüyor. Halifesiz, padişahsız kurtuluşun olabileceğini düşünmüyor. Böyle düşünenleri de hemen dinsiz, vatansız, hain olarak niteliyor.”
(Bugün de birbirlerinin siyasi düşüncelerine karşı çıkanlar, tarikatlara karşı olanlar, dinsiz, vatansız, hain olarak damgalanmıyor mu?)
“Kurtuluş yolu ararken, İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemeyi düşünüyorlardı. Bu devletlerden yalnız biriyle bile başa çıkılamayacağı tüm kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti’nin yanında koskoca Almanya, Avusturya-Macaristan varken, hepsini yenen İtilaf Kuvvetleri karşısında yeniden onlarla savaşmaya kalmaktan daha büyük mantıksızlık olamazdı. Bu anlayışta olanlar yalnız halk değildi. Seçkin denilen insanlar da öyle düşünüyorlardı.
Kurtuluş yolu ararken, İtilaf Devletlerine karşı düşmanca tavır alınmayacak, padişah ve halifeye sadık kalınacaktı.”
(Bugünde Amerika başta olmak üzere, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya gücendirilmemeye çalışılmıyor mu?)
DÜŞÜNÜLEN KURTULUŞ YOLLARI
“Bu durum ve koşullar karşısında kurtuluş için, üç türlü karar ortaya atılmıştı:
Birincisi, İngiltere’nin himayesini (Koruyuculuğunu) istemek;
İkincisi: Amerika Mandasını (güdümünü) istemek.
Bu iki türlü karara varmış olanlar, Osmanlı Devleti’nin bir bütün olarak kalmasını düşünüyorlardı. Osmanlı ülkesinin bütün olarak bir devletin koruyuculuğu altında bulunmasını tercih ediyorlardı.
Üçüncü karar, bölgesel kurtuluş yollarına yönelikti. Bazı bölgeler, Osmanlı Devletinden ayrılmanın yollarını ararken, bazı bölgeler de devletin ortadan kaldırılmayacağını, Osmanlı topraklarının paylaşılacağını düşünerek kendi başlarını kurtarmaya çalışıyorlardı.”
(Bugün de kendisini kurtarmak çabası içerisinde olanlar yok mu? Bazı güçler, Türkiye’den toprak almak, Kürt devletini kurmak arzu ve inancı içerisinde değiller mi)?
MUSTFA KEMAL’İN KARARI NE İDİ:
“Ben, bu kararların hiçbirini yerinde bulmadım. Çünkü bu kararların dayandığı bütün kanıtlar ve mantık çürüktü. İçinde bulunduğumuz o günlerde, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkeleri parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün yaşadığı bir anayurdu kalmıştı. Onu da paylaşmaya uğraşıyorlardı. Osmanlı Devleti, padişah, halife, hükümet anlamını yitirmiş sözlerdi.
Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız, yeni bir Türk Devleti kurmaktı.
İşte daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da, Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.
Bu kararın dayandığı mantık şu idi:
(Bu Mantığa dikkat edin. Türk milleti her zaman onurlu ve şerefli olmuştur. Onuru ve şerefi uğruna, vatanına, bayrağına, diline ve dinine sahip çıkmış, devletinin çıkarlarını her zaman ön planda tutmuştur.)
“Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır.
Bu, tam bağımsız olmakla sağlanabilir. “
(Bağımsızlığını yitiren milletler, başkasının kölesi olmaya mahkumdurlar.)
“Ne kadar zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan ileri gidemez.”
(Türk milleti uşak olmaktansa ölmeyi tercih eder.)
“Türk’ün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.
Öyleyse: Ya bağımsızlık ya ölüm.
İşte, gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır.
Türk ata yurduna, Türk bağımsızlığına saldıranlara ulusça karşı çıkmak ve onlarla savaşmak gerekiyordu.
Bu önemli kararı ilk günden açıklamak yerinde değildi. O nedenle uygulamayı evrelere ayırmak, olaylardan yararlanarak ulusun duygu ve düşüncelerini hazırlamak, adım adım ilerleyerek amaca ulaşmak gerekiyordu. Nitekim öyle olmuştur. Ulusal savaşa birlikte başladığımız kişiler, ulusal yaşamın Cumhuriyete, Cumhuriyet yasalarına yönelmesi üzerine bana direnmeye başladılar.”
(Son derece dikkat edin. Adım adım, bu sefer başka bir gidişe doğru gidilmektedir. FETO darbesi bunu ispatlamıştır. Türkiye adım adım yeni bir devlet anlayışına doğru gitmektedir, yalan mı?)
Mustafa Kemal bu direnişleri bertaraf etmiş ve Laik, Demokrat Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Cumhuriyet durabilir, ancak içi boşaltılmış bir cumhuriyet olması da mümkündür. Laiklik ortadan kalktığında çok şey değişebilir. Cumhuriyet’le idare edilen çok ülke vardır. Ancak; laiklik yoktur. Din ile devlet işleri birbirinden ayrı değildir. Örnek mi: İran’ı, Pakistan’ı, Afganistan’ı gözünüzün önüne getirin.
30 Ağustos Zafer Bayramı, Türk milletini kimsenin yok edemeyeceğinin simgesidir.
Bu topraklar kan ve gözyaşları içerisinde kurtarılmıştır. Bu devleti yıkmaya kimsenin gücü yetmez. Bırakın boş ve saçma düşünceleri, ülkenin muasır medeniyet seviyesine çıkması, kalkınması, barış ve dostluk içerisinde yaşamanın koşullarının oluşturulması için çaba harcayın.
Son Sözümüz:
İnsanları rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ün Allah ile aldatmak kitabında dediği gibi, insanların saf ve temiz duygularını suistimal ederek Allah ile insanları aldatmayın. Allah sizi affetmez ve mutlaka cezalandıracaktır da! Son önemlidir. Sonunuzun nasıl olacağını tahmin edemezsiniz.
Kefenin cebi yoktur. Öbür tarafa bir liranızı ve ayağınıza giydiğiniz çorabınızı bile götüremeyeceksiniz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün din hususunda söylediklerinden kısa birkaç sözünü burada sizlere tekrar hatırlatmak isterim.
“Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalbi ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.”3
“Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için, akla, fenne, ilme ve mantığa tetabuk etmesi lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen mutabıktır.”
“Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı ilerlemeye mani hiç bir şey ihtiva etmiyor…(1923)
“Bizim dinimiz milletimize aşağılık, miskin ve hor görülmeyi tavsiye etmez. Aksine Allah’da Peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve şereflerini muhafaza etmelerini emreder.”4”
Mustafa Kemal Atatürk Türk milletinin dinini daha iyi anlayabilmesi için Kuran-ı Kerimi Türkçeye çevirtmiş ve kendi cebinden masraf ederek, ülkenin birçok yerine dağıttırmıştır. Bunu anlayamayan meczuplar, Atatürk’e ve laikliğe saldırmaktalar.
Bizleri ALLAH İLE ALDATMAYA ÇALIŞANLARA DİKKAT EDELİM.
14.08.2017
ZEKERİYA TÜMER

17 Temmuz 2017 Pazartesi

“15 TEMMUZ 2017 DE, VATAN MI? DEVLET Mİ, HÜKÜMET Mİ, KURTARILDI?..” TÜMER DİYOR Kİ!... Gazeteci, Araştırmacı - Yazar: ZEKERİYA TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ:
“15 TEMMUZ 2016 DE, VATAN MI?
DEVLET Mİ, HÜKÜMET Mİ, KURTARILDI?..”
Sevgili okurlar,  15 Temmuz 2016 deki yaşanan olumsuzlukların üzerinden bir yıl geçti.
Yıllarca sinsi planlarla, karşılarındakileri aldatarak, kandırarak Askeriye’nin, Polisin, Mit’in ve devletin kurumlarının içerisine sızan vatan hainleri 15 Temmuz’da, birilerinin desteği ve himayesinde uyduruk bir darbe girişimine kalkarak, birçok vatandaşımızın ölümüne, birçok insanın da yaralanmalarına sebebiyet vermişlerdi.
Askerin içerisine sızmış FETO yanlılarının kalkıştıkları darbe girişimi başarılı olsa idi, bugün kim bilir hangi olumsuzlukları yaşayacaktık!
Allah’tan, halkın duyarlılığı ve askerimizin içerisinde bulunan vatansever ve milliyetçi, Atatürkçü komutanların sayesinde, alçak ve hain örgüt mensupları istediklerini elde edemedi.
Zamanında kandırıldıklarını söyleyen bazı siyasiler ve Hükümet üyeleri, şimdi FETO Terör örgütü ile mücadelesine devam etmektedir. Bu konuda hepimizin, herkesin Hükümete destek olması gerek.
Yaşanan bu darbe hareketi, halkın direnişi ve Ordu içerisindeki milliyetçi ve Atatürkçü komutanların duyarlı davranışları neticesinde son buldu.
Darbe başarılı olsa idi, ne olacaktı?
Başarılı olamadı, netice de neler oldu?
Kimler neden ve hangi amaç uğruna bu harekete kalktı?
Amerika’nın himayesi altında krallar gibi yaşayan Fettullah Gülenin kontrolünde ve himayesinde yapıldığı söylenen darbe harekâtı, FETO Terör örgütü olarak adlandırıldı.
Başımızda PKK Terör örgütü, IŞİD Terör örgütü gibi belalar var iken, bir de FETO Terör örgütü çıktı.
Gerçek şu ki, devletin içerisinde yapılanan FET O’cular hakikaten tam bir virüs gibi çok zararlı olmuşlardır. Bu hastalığın bünyeden atılması kolay olmasa gerek. Mikrop devletin tüm kademelerine sinsice sızmış.
Bu mikrobun yayılmasına sebep olanları da bulup, yargı önüne çıkarmak gerek.
Bunların amacı ne idi?
Siyasi ayağında kimler vardı?
Amerika neden halen Fettullah Gülen’i koruyor?
CIA ile beraber mi çalışıyorlar?
Yıllarca devlet içerisinde ki yapılanmalarına neden göz yumuldu?
Bu soruları çoğaltabiliriz. Bakalım soruların cevapları ne zaman alınacak?
Darbeler çeşitli şekillerde gerçekleşir.
Darbecilerin amacı; Devleti yıkmak, idareyi ele geçirmek, emniyet güçlerini emri altına alarak, halkı istediği gibi yönetmektir. Rant çok önemlidir. Kendinden olmayanı ezmek, yok etmek politikası güdülür. Halkın refahı değil, yandaşlarının refahı düşünülür.  
Darbe başarılı olursa, darbe kime karşı yapıldı ise onlar kıyıma uğrar. Darbe başarısız olursa da, darbeyi yapanlar ve ona yardım ve yataklık edenler cezalandırılırlar.
Darbeler savaş kazanmak değildir. Savaş düşmana karşı yapılır. Ölenler şehit, kalanlar gazidir.
Darbeler siyasi iktidarlara ve yönetimlere karşı yapılır.
İktidar olanları beğenmeyen güçler o’nu yıkarak, kendileri idareyi ele almak isterler.
Dış güçler de beğenmedikleri ve işlerine yaramadıkları diğer ülkelerin yönetim kadrosunu pasifize etmek ve kendisine teslim olacak, istediklerine hayır demeyecek bir yönetim kadrosunu başa getirmek isterler.
Bunun için de o ülkenin içerisindeki yandaşları ve satılmış kişiler ile iş birliği yaparak, içeriden de iktidar olan yönetimi yıkmaya çalışırlar. (Irak’ta bu yaşandı.)
Yıllardır Fettullah Gülen ve ekibi de birileri tarafından beslendi, büyütüldü, güçlendi, en önemli teşkilatlara yerleştirildi.
Peki, bunlara kimler sebep oldu?
Aldatıldık, kandırıldık, diyerek, zamanında Gülen’le sarmaş dolaş olanların da Gülen ve taraftarlarına hangi desteği verdikleri araştırılmalı ve soruşturulmalıdır.  
Bugün, Gülen’e selam verenler tutuklanıyor ise, 30-40 yıldır ona destek veren tüm siyasi kadrolar da hesap vermeliler.
Ayrıca; halen Gülen’i koruyan ve bağrında besleyen Amerika ile de hesaplaşmak gerek. Bugüne kadar CİA’nın kontrolünde ve onun himayesinde olmadığı ne malum?
Gülen denen kişi, bu denli organizatör olabilir mi?
Elindeki teknik aletleri nereden buldu?
Kim tedarik etti?
Dünyadaki yapılanmaları bir yana, Türkiye içerisindeki yapılanmalarının aklını kimden aldı? Ekonomik desteği nereden buldu? İstediği kişileri belli kadrolara kimlerin desteği ile getirtti?
O süper dinleme cihazları nı kendisi mi imal etti?
Sorulacak çok şey var.
Tarih,  yapılan darbenin hangi amaçla, kimlerin organizesi ile yapıldığını, mutlaka ileriki tarihlerde ortaya çıkaracaktır.
AK Parti, her olayı kendi lehine çevirmesini çok iyi biliyor.
AK Parti,  15 Temmuz harekâtını da çok iyi değerlendirdi. Ordu’nun elindeki tüm yetkileri aldı. Okullarını kapattı. Hastaneleri sivilleştirdi. OHAL’i ilan etti. Anayasa değişikliğini de yaptı.
Ordumuz, FETO’cu subaylardan mutlaka temizlenmeli.
Bu doğrudur.
Ordumuz Türk milletinin göz bebeğidir. Emir komuta zinciri ile hareket edilir. Asker, komutanının emrini yerine getirir. Bu olayda, en üstten emir’i kim vermiştir. Asıl suçlu odur. Yoksa zavallı erin FETO ile ilgisi olamaz. O emir kuludur. Bu nedenle, suçlu ile suçsuzlar iyi ayırt edilmeli. Tüm Ordu mensupları suçlanmamalı ve aşağılanmamalıdır.
Hayırlısı diyelim.
Yapacak bir şey yok!
Zaman geldiğinde kimler nerede hata yapmış ortaya çıkar ve herkes hesabını mutlaka öder.
Bu dünya’da ödeyemeyenler de öbür tarafta öderler herhalde!
Türk ordusu Mustafa Kemal Atatürk’e bağlı olduğu müddetçe güçlüdür.
Ordumuzun gücünü kaybetmesine göz yumulmamalıdır. .
Düşman bunu beklemektedir. Ortadoğu’nun şekillenmesi Türk ordusunun gücüne bağlıdır. Türk ordusu zayıf olursa, emperyalistler orta doğuyu istedikleri gibi şekillendireceklerdir.
15 Temmuz kutlamalarından sonra, 30 Ağustos Zafer Bayramı var önümüzde. 30 Ağustos Zafer bayramı da eskilere nazaran daha da görkemli kutlanıp, milli şuurun yükselmesi ile birlikte birlik ve beraberliğimiz perçinlenmelidir.
23 Nisanlar, 19 Mayıslar, 30 Ağustoslar, 29 Ekimlerde ki bayramlarımız da bahane bulunmadan çok görkemli bir şekilde kutlanmalıdır. Dost ve düşman birlik ve beraberlik içerisinde olduğumuzu görmelidir.
SON SÖZÜMÜZ:
UBUNTU 
(İyi İnsan; "İyi, namuslu, dürüst, adaletli, hakikatli, onurlu, sorumlu, hukuka sahip ve saygılı" İyi Vatandaş) 
Bu vatan tektir ve hepimizindir.
Bu topraklar üzerinde düşmanlar barınmamalı. Vatan bölünmemeli, bayrağımız gönderden indirilmemeli, ezanlar susmamalıdır.
Bayrağımıza, vatanımıza, milletimize, dilimize, dinimize, laik ve Demokrat Türkiye Cumhuriyetimize ihanet edenlerin de Allah cezasını verir inşallah.
Allah ülkemizi şer güçlerin kötü emellerinden korusun.
17.07.2017

10 Temmuz 2017 Pazartesi

"8 seçimi kaybeden CHP’nin başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 9.cu seçimi ADALET yürüyüşü ile kazanacak mı?" TÜMER DİYOR Kİ !.. ZEKERİYA TÜMER

TÜMER DİYOR Kİ:
8 seçimi kaybeden CHP’nin başkanı Kemal Kılıçdaroğlu
9.cu seçimi "ADALET yürüyüşü" ile kazanabilecek mi?
Kılıçdaroğlu15 Haziran’da Ankara Güvenpark’tan başladığı ADALET yürüyüşünü 9 Haziran’da İstanbul Maltepe’de bitirdi.
Binlerce kişinin toplandığı Maltepe’deki Meydan doldu ve taştı.
AK Partinin iktidar olduğu 14 yıllık dönemde ve son referandum seçimi ile de ülkede Adalet’in kalmadığı görüşünde olan CHP Başkanı Kılıçdaroğlu Adalet, Adalet diyerek İstanbul’a yürüyerek geldi.
Konuşmasında ülkede bütün birimlerde ve bilhassa Adli mercilerde biten ve de Adaletli davranılmayan, Hâkimlerin ve Savcıların Siyasilerin emri ile hareket ettiği düşüncesi ile Adaleti arıyoruz, diye halka seslendi.
9 Temmuz’un yeni bir doğuş olduğunu, bu yürüyüşün burada noktalanmadığını, söyledi.
Belki de tekrar buradan Ankara’ya yürüyecek.
 Bakalım bundan sonra neler olacak?
Yollar yürünmekle nasıl olsa aşınmaz.
Dağ başını Duman almış, marşını söyleyerek yürüseler daha iyi olur herhalde.
Maalesef, ülkemizde adaletsizlik şimdi değil, ben beni bildim bileli var. Adil davranılmaması sadece Mahkemelerde değil, toplumun bürokrasisinden tut, hemen hemen her kesiminde söz konusu.
Referandum sonucunda Yüksek Seçim Kurulu’nun evet oylarını ilan ettiğinde, neden CHP sesini yükseltmedi?
Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını dikkatle dinledim. Şaşırmadım desem yalan olur!
CHP yi kim kurdu?
Şu an CHP’nin başında bulunan Kılıçdaroğ’lu kimin kurduğu partinin başkanı?
-Mustafa Kemal Atatürk’ün.
Atatürk hayatı boyunca hep adaletli davranmış, ülkesinin kalkınması, halkının refahı için mücadele etmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı devrimler ve savunduğu ilkeler, bizlere emanet ettiği değerler, bıraktığı eserler (Mesela Nutuk)  eğer bugüne kadar CHP tarafından iyi uygulansa idi, herhalde bugünleri yaşamazdık.
Kılıçdaroğlu Adalet, Adalet derken; Yunus Emre’den, Konfüçyüs’tan, Hz.Ömer’den, Peygamberimizden ve Kuran’ı Kerimden alıntılar yaparak, Adaletle ilgili yazılan  ve söylenen sözlerinden bahsetti. 
CHP nin kurucusu ve bizlere önder olan, yol gösteren, söylediği sözler ile ışık tutan Mustafa Kemal Atatürk’ün Adalet’le ilgili birçok sözü olmasına rağmen, bir tanesinden dahi bahsetmedi.
Neden?
Meclis kürsüsünde yazılı olan “Adalet Mülkün Temelidir.” Sözünden bahsetti. Bunu Hz.Ömer söylemiş diyerek.
Madem ki bu söz Hz. Ömer’e ait, o zaman neden meclis kürsüsündeki yazının altına Mustafa Kemal Atatürk’ün ismi yazıldı. Hz. Ömer’in söylediğine dair kanıt var mı? Bir yerlerde belge var mı? Yoksa birileri Arapça yazarak, bunu Hz. Ömer söylemiş mi diyorlar? Hz. Ömer’in yanın damıydı bunu söyleyenler.
Ben burada bir tanesini yazayım bari:
“Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz.” M.K.Atatürk.
Kılıçdaroğlu, Mecliste Adaleti bulamayacağına inanmış görünmektedir. Mecliste vereceği gensorular veya kanun tekliflerinin AK Parti milletvekillerinin çoğunlukta olmasından dolayı, devamlı red edilme olasılığının çok olmasından, Adalet’in sokaklarda tecelli etmesi düşüncesi ile hem halka ve hem de AKP Hükümetine ki, bu hükümetin her şeyi olan Recep Tayyip Erdoğan’a 19 maddelik “Adalet Çağrısı” yaptı.
Bakalım neler demiş:
İşte 10 maddelik Adalet Çağrısı:
Darbe girişimini lanetliyoruz. (Herkes lanetledi.) 15 Temmuz gecesi TBMM’nin onurlu duruşu ve halkımızın direnmesi ülkemizin demokratik kazanımı olmuştur. Biz buna sokağın 15 Temmuz’u diyoruz.
1- Siyasi ayağın ortaya çıkarılması engellenmektedir. FETÖ’ün siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı.
(Kılıçdaroğlu haklı. AKP içindeki birçok siyasiler ve Belediye Başkanları Gülen’i öve öve göklere çıkarıyorlar, Pensilvanya’yı ziyaret ediyorlar, beraber yemek yiyorlar, birçok şeyleri paylaşıyorlardı. Onların çoğu dışarıda, bir çok gariban hapishanelerde. Bunların da biran önce ortaya çıkarılması ve hesap sorulması gerekmez mi? Belki de hazırlık yapılıyordur ve zamanı bekleniyordur. İnşallah geç kalınmaz.)
2- 20 Temmuz darbesi yapılmıştır. OHAL ilan edilmiş ve TBMM yetkileri gasp edilmiştir. Biz buna sarayın 15 Temmuz’u diyoruz. OHAL derhal kaldırılmalı. (Kılıçdaroğlu, Anayasa değişikliği 2019 da yürürlüğe tam manası ile girdiğinde Meclis’in hiç hükmü kalmayacak. Bu konudaki tedbirleriniz ne? Referandum’da tüm çabalarınıza rağmen evet çıktı. 2019 da da başaramayabilirsiniz, bunu unutmayın. 8 kere kaybettin, 9.cuyu da kaybedebilirsin.)
3- Yargıyı siyasetin emrine vermek Demokrasiye ihanettir. Kollektif suç gibi uygulamalardan vazgeçilmelidir. (Bu sözünü kime söylüyorsun? Cumhurbaşkanına mı, yargıya mı, AKP Hükümetine mi? Kim vaz geçecek? Demokrasiye ihanet o kadar çok yapılıyor ki, kimse aldırmıyor.)
4- OHAL ile mağdurların yargıya erişim hakları ellerinden alınmıştır. Tüm uygulamalara son verilmelidir. (OHAL kanunu’nu kim çıkardı? Bu kanunu çıkaran meclis kanunların uygulanmasının ne şekilde olacağını bilmiyor muydu? Burada gerçek suçlular da olabilir. Üstelik tüm uygulamalara son verilmelidir, diyorsun, kim son verecek?)
5- 20 Temmuz sivil darbesinden sonra, 15 Temmuz darbe girişimi ile ilişkisi bulunmayan ama muhalif göründüğü için haklarından yoksun bırakılan akademisyen ve kamu görevlileri görevlerine iade, tutuklu milletvekilleri serbest bırakılmalıdır. (Mahkemelere intikal etmiş durumlarda, senin söylediğini siyasiler nasıl uygulayacak? Mahkeme neticesini bekleyecekler. Ya da Ergenekon, Balyoz davalarında yıllarca içeride yatıp, ömür boyu hapse mahkûm edilenler, nasıl dışarı çıktı iseler, bunların da öyle bir uygulama ile dışarı çıkmaları söz konusu olabilir. Yargının işine de karışılmaz ki!  Sonra Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Almanya’daki G20 zirvesinde Kürt bir gazetecinin sorusu üzerine Selahattin Demirtaş terörist demiş. Hadi bakalım, bu nasıl serbest bırakılacak. Terörist olmadığı ispatlandıktan sonra bırakılabilir. İspatlanamaz ise, bırakılmaz.) (Hadi Kılıçdaroğlu buna cevap ver.)
6- Sadece mesleklerini yaptıkları için tutuklanan gazeteciler derhal serbest bırakılmalı.
(Sayın Kılıçdaroğlu, tutuklu bulunan gazetecilerden hangileri sadece mesleklerini yaparken boş yere tutuklu, hepsi mi, yoksa bazıları gerçekten, teröre, Demokrasi’ye, halkı bölmeye, kışkırtmaya, yönelik yazı ve çalışmalar yapmış mı? Bunların suçlarını bilmek gerek? Elbette çok basit bir yazı yazdı veya haber yaptı diye, her gazeteci tutuklanmamalı? Gazetecinin görevi, yanlışları söylemek, önemli olan şeyleri haber yaparak kamuoyuna duyurmaktır. )
7- OHAL koşullarında serbest tartışmanın yapılmadığı bir ortamda gerçekleştirilen anaya değişikliği gayri meşrudur. Bu bir mühürsüz seçimdir. Türkiye gayri meşru anayasa ile yönetilemez. (Kılıçdaroğlu, bu söylediğin anayasa değişikliğine karar verildiğinde evet oyu çıkmasın diye, tüm çabanızı gösterdiniz. Netice de evet çıktı. Yüksek Seçim Kurulu kararı yayınladı. Siz ne yaptınız? İtirazlarınız ne oldu? Şu anda yönetiliyoruz. 2019 da da bu gidişle Başkan seçilecek ve yönetilecek bu ülke. Nasıl engel olacaksınız? Bir tedbiriniz var mı? Bugün yeni bir seçim olsa, acaba CHP iktidar partisi olabilir mi? Kendinize güveniyor musunuz? Siz Atatürk’ün yolunda mısınız? Yoksa başka bir yolda mı? Bunları da halka açıklasanız çok iyi olur.)
8- Demokratik parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayet kaldırılmalıdır. Liyakat yasası görevde yükselmede esas alınmalıdır. (Kim kaldıracak. Liyakat yasasına bugüne kadar uyuldu mu? Bürokrasi’de geçmişten bu yana torpili olanlar yükselmiştir, haklarını almıştır. Torpili olmayanlar ne kadar çalışkan olursa olsun, yerinde saydırılmıştır. Geçmişte de böyle idi, şimdi de böyle. Keşke sizin dedikleriniz uygulanabilse!)
9- Sadece hukuk alanında değil, toplumsal yaşamın bütün alanlarında yaygın, adaletsiz düzen devam etmektedir. İşsizlik, örgütsüzlük, yaygın şiddet, terör, gibi geniş yelpazede yaşanan adaletsizliklerin giderilmesi için ortak irade geliştirilmelidir. (Kılıçdaroğlu, siz bürokrasiden gelmesiniz. Bu adaletsizlik yıllardır devam etmiyor mu? İşsizlik, örgütsüzlük, şiddet, terör, adaletsizlik hep vardı. Hangi siyasi partiler bir araya gelerek bunlara birlikte çözüm bulma yoluna gitti? Herkes ben en iyisini bilirim diyerek, karşısındakinin fikirlerine değer mi verdi? Meclisteki oylamalarda muhalefet partileri en iyi önergeyi bile verse, iktidar partisi milletvekilleri hayır demedi mi? Mecliste, Parlamenter rejim birlik ve beraberlik içerisinde uygulanabildi mi? Şimdi sizin sokakta okuduğunuz bu bildiriyi kim dikkate alacak? İktidar partisi mi? Ortak irade falan geliştirilmez. Bütün siyasi partiler bir araya gelerek, ülkenin sorunlarını ortak kararla çözebilseler. Keşke Milli Mutabakat Hükümeti Kurulabilse)
10- Adalet sadece iç politikaya değil, uluslararası ilişkilere de hâkim olmalıdır.
(Nasıl olacak? İç politikayı anladık ta, uluslararası ilişkiler de kimlere adil davranılacak? Bu nasıl olacak? Bunu da açıklasanız iyi olur.) Kılıçdaroğlu’nun bu yürüyüşüne parti içerisinden destek verenlerin yanında, destek vermeyenlerin de olduğu söylenmektedir. Neden destek verilmemiştir? Parti içerisinde birlik ve beraberlik yok mudur? En önemlisi de CHP içerisinde Adalet’li davranışlar söz konusu mudur? Sadece CHP değil, MHP ve diğer partiler içerisinde de Adalet uygulanıyor mu? Ben doğrusu bunu da çok merak ediyorum!
SEVGİLİ OKURLAR, SİZ NE DİYORSUNUZ?
Zekeriya Tümer
10.07.2017